Maç öncesi durum analizi yaparken ilk maçta 2-0 yenilen Sturm Graz’ın kaybedecek bir şeyi olmadığı için kurmak isteyeceği baskıyı emmek ve tempoyu kontrol edebilmek Fenerbahçe’nin ana senaryosu olur diye düşünmüştük. Aslında ilk maçın getirdiği psikolojik konfor ile sahadaki disiplin arasındaki ince çizgi maçın sonucunu belirlemiş oldu.
İlk 17-18 dakika ev sahibinin risk alarak tempoyu yükseltme çabaları tecrübeli Fenerbahçeli oyuncuları tarafından önce oyun kontrolü, devamında ise hücum geçişlerinde arkaya atılan toplarla adeta rakibe ‘çok çıkmayın’ uyarısı verdi. 2. yarı Graz’da değişen bir şey olmadı. Onlar yokluyor, Fenerbahçe pusuda fırsat kollayarak sabırla bekliyordu. Nitekim beklenen fırsat 66’ncı dakikada Talisca ile geldi ve penaltı ile Fenerbahçe golü bularak İstanbul’da araladığı tur kapısını sonuna kadar açtı.
Buraya kadar her şey güzel. Ancak Şampiyonlar Ligi’ni hedefleyen bir takım için kazanırken eleştirmek
eksikliklerini görmesi açısından önemli. Bu bağlamda, Fenerbahçe hücuma çıkışlarda hâlâ yeteri kadar
süratli değil. Orta saha ile hücum bağlantısında zaman zaman kopukluklar sıkıntı yaratabiliyor. Fenerbahçe’nin geri çekildiği her dakikada rakibin iştahı kabarıyor.
Psikolojik tarafı ağır basan takım sporlarında iki farklı önde olan takımın rakibine neden bu kadar cesaret verdiği takım içerisinde sorgulanmalıdır. Bütün avantaj elinde olan takımın, maçın iplerini
tamamen eline almaması tartışma konusu!
Avrupa'da bir hikaye yazmak istiyorsanız bu sadece günübirlik skorlarla olmaz. Aynı zamanda nasıl kazandığınız, oyunu ne kadar kontrol ettiğiniz ve baskı altında ne kadar doğru reaksiyonlar verdiğiniz
de önemli. Umarım play-off’ta daha iyi bir Fenerbahçe izleyerek keyifleniriz.