Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş vb. gibi kulüpler tarih boyunca sadece şampiyonluk kupalarının, puan tablolarının ya da transfer bilançolarının toplamından ibaret olmamıştır. Bu camialar zaman zaman milyonları ortak bir duygu dünyasında eşitleyen, haksızlığa karşı her platformda refleks geliştiren ve yeri geldiğinde kitlelerin nefes borusu haline gelen, ülkenin en dinamik sivil toplum örgütleridir.
Tam da bu yüzden son yıllarda Fenerbahçe’nin futbol sahasında ve idari koridorlarında yaşadığı kriz, basit bir sportif başarısızlıktan öte toplumsal bir bunalımın, kurumsal çürümenin ve çağın gerisinde kalmamak için sürekli geliştirilmesi gereken vizyondan yoksun oluşun mikro kozmosu olarak karşımıza çıkmıştır.
Gelinen noktada kongre süreci, sadece bir başkan seçme oylamasından fazlası olmalı. Çünkü: Bir tarafta statükonun nostaljik sertliğine sığınıp “Ben yoksam tufan” diyen, geçmişin miyadı dolmuş şanlı tarihleri ile yaşayan akılları… Diğer tarafta modern endüstrinin tüm yapısal ve insani sorunlarını sadece “para ve finansal tahakkümle” çözeceğini vadeden, gücü nereden devşirdiği belli, derinlikten fersah fersah uzak mekanik bir popülizm…
Fenerbahçe bu iki kutuplu ve ikisi de sorunlu sarmaldan sıyrılmak ve asıl misyonuna dönmek zorundadır. Çünkü, güncel literatürüne “butlan” garabetini ekleyen bugünün Türkiye’sinde modern bir yönetim zihniyeti artık sadece bir spor kulübü tercihi değil, kitlesel bir toplumsal beklenti haline gelmiştir.
LİYAKAT ESASLI AKIL
Modern spor branşları sadece sermaye transferiyle ve finansal enjeksiyonlarla ayağa kaldırılabilecek piyasalar olmaktan çoktan çıkmıştır. Kulüpleri bir şirket aklı ile yönetmekle holding kibri ile yönetmek arasındaki büyük uçurum, bugünkü tıkanmanın temel nedenidir. Problemleri sadece futbol diliyle “kasa kolaylığı” ve “güç gösterisiyle” çözebileceğini düşünen vizyon, sporun kalbindeki asıl unsuru yani insanı, psikolojik dayanıklılığı, aidiyet hissini ve organizasyonel kültürü ıskalamaya mahkûmdur.
Dolayısıyla Fenerbahçe’nin olduğu gibi her kulübün ihtiyacı olan şey “kurtarıcı zengin başkan” illüzyonu değil, her bir kuruşun nereye, hangi felsefi ve bilimsel projeksiyonla harcanacağını bilen liyakat esaslı bir akıldır. Bu bağlamda finansal güç bir amaç değil, doğru organize edilmiş bir spor aklının hizmetindeki bir araçtan öteye geçmemelidir.
FEODAL LİDER KÜLTÜRÜ
Fenerbahçe’nin en büyük idari prangası, başarının da başarısızlığın da tek bir kişiye ihale edildiği (birçok siyasi partide ve kulüpte olduğu gibi) feodal “lider” kültürüdür. Dolayısıyla, geçmişte belli başarıları yanında uzun süren başarısızlıkları tescillenerek gönderilen aktörlerin yeni bir şey vadetmeksizin sırf rövanşist duygularla kurtarıcı olarak yeniden sahneye davet edilmesi, camianın kurumsal hafızasının ve entelektüel birikiminin ne denli hırpalandığının açık bir kanıtıdır.
Yönetimsel bakış açısı, kararların tek bir adamın iki dudağı arasından çıktığı otokratik yapılardan kurtarılarak; kurulların, profesyonellerin ve modern departmanların aktif olarak çalıştığı “kurumsal anayasası olan” modele evrilmesinin önü açılmalıdır. Başkanlar da aynı siyasi partilerde olduğu gibi kulübün (ya da ülkenin) mutlak hakimi değil, genel kurulun (ya da halkın) seçtiği denetlenebilir ve şeffaf bir icra kurulu başkanından öte hareket etmemelidir.
TEMİZ İKLİMLE YENİ SAYFA
Bugün ülkemizde toplumsal iklim, siyasetin hırçın, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı dili tarafından adeta zehirlenmiş durumdadır. Toplum adalete olan inancını yitirmiş, liyakatsizliğin yarattığı o ağır ve gri atmosferin altında ezilmektedir. İnsanlar artık girdikleri her yapıda temiz bir nefes, adil bir rekabet, liyakat ve şeffaflık görmeyi bir haktan öte, bir sığınak olarak arzulamaktadır.
Fenerbahçe işte bu zifiri karanlıkta bir fener olma potansiyeline sahiptir. Uzun süredir dış dünyayla ilişkilerini sürekli bir "çatışma, kavga ve mağduriyet" dili üzerinden kuran, cepheleri genişletirken oyun alanında yalnızlaşan o reaksiyonel üslup artık terk edilmelidir.
Fenerbahçe’nin yeni idari aklı "yumuşak güç" ve stratejik iletişim öğretilerini benimseyerek; kulüpte öyle adil, şeffaf, entelektüel ve vizyoner bir iklim yaratmalıdır ki, bu vaha siyasetin kirlettiği toplumsal havayı da dağıtacak bir dalgaya dönüşebilsin. Haklıyken haksız duruma düşen bir kulüp imajı ancak öfke nöbetleriyle değil, entelektüel sermayesi yüksek kadroların inşa edeceği o temiz iklimle silinebilir.