Ülkemiz gürültü frekansının her geçen gün biraz daha yükseldiği, her kafadan ayrı bir feryadın çıktığı, gerçeklerin ise bu devasa gürültü denizinde boğulduğu kronik bir kakofoni sahnesine döndü. Bu durumu siyasette, ekonomide, sosyal hayatta ve kaçınılmaz olarak futbolda ve dahi sporun her dalında görmeye devam ediyoruz. Herkesin her konuda bir mazereti, her başarısızlığa önceden hazırlanmış mukadderat kılıfları var. Kendi iç çekişmelerimizi başkalarına ihale etmekte, aynaya bakmak yerine suçu kolektif gürültünün içine sıçratmakta üzerimize yok.

İşte tam da bu toplumsal iklimin kusursuz bir mikro-klonu, 17 sezonluk devasa bir Şampiyonlar Ligi hasretini dindirmek için sahaya çıktı. Bu kargaşa içerisinde sahne alan Fenerbahçe 24’te Vedat Muriç, 28’de Brown’ın golleriyle maçın üçte birlik bölümünde Şampiyonlar Ligi kapısını sonuna kadar açtı.

İkinci yarı Fenerbahçe’nin attığı gollerin üzerine yatmadan açık oynadığı futbol her ne kadar oyunu güzelleştirse de kendi içinde ciddi riskler de barındırıyordu. Nitekim 61’de Fofana’nın golü Lyon’u yeniden oyuna sokmuş oldu. Fenerbahçe’deki fiziksel düşüş 60’lardan sonra itmelerle, tutmalarla kendini göstermeye başladı. Ancak netice değişmedi, Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe Lyon deplasmanında sadece rakibini devirmekle kalmadı, aylardır üzerine kâbus gibi çöken o devasa gürültü bulutunu, mazeret edebiyatını ve “Yapamazsınız” diyenlerin kakofonisini yeşil çimlere gömdü. 17 yıllık o sancılı Şampiyonlar Ligi rüyası, dün gece Lyon’un kalbinde akılla, taktiksel disiplinle ve soğukkanlı bir duruşla gerçeğe dönüştü. BU zafer bize bir kez daha gösterdi ki, laf kalabalığının, ekranlardaki yüksek desibel klişelerin ve bitmek bilmeyen saha dışı polemiklerin futbolun özünde hiçbir karşılığı yok. Bütün o uğultuyu susturan tek bir güç var, o da oyunun kendisine odaklanmak ve sahada rasyonel bir cevap vermek.

Fenerbahçe sadece Devler Ligi vizesini almadı, aynı zamanda bu ülkenin kronikleşmiş “mazeret arama” kültürüne de ders verdi. Çünkü bazı geceler konuşmanın değil, cevap vermenin zamanıdır. Ve o cevap, mikrofonlardan değil, sahadan en gür sesiyle çıktı.

Hoş geldin Şampiyonlar Ligi, hoş geldin rasyonel futbol!