Bol gollü maçta ilk yarının skoru ile sahadaki oyun arasında ciddi bir çelişki vardı. Tabelaya bakan biri sahada baskın, ne yaptığını bilen ve oyunu domine eden bir Fenerbahçe olduğunu sanabilir. Oysa durum hiç de öyle gözükmedi.
Maça yüksek tempolu ön alan baskısıyla başlama niyetinde olan Fenerbahçe karşısında, Konyaspor’un derinde derli toplu duran, alanı daraltan katmanlı savunması karşısında bu baskı çabuk kırıldı. Set hücumuna geçildikten sonra da üretkenlik tamamen durdu ve Fenerbahçe tamamen bilinçsiz kanat ortalarına mahkûm kaldı.
Sahadaki futbol, oyunu domine eden bir anlayışın değil, anlık bir bireysel yeteneğin veya tesadüfi pozisyonların getirdiği skorlardan ibaretti. Fenerbahçe ilk yarı boyunca ne organize bir set hücumu üretebildi ne de rakibin direncini kıracak bir oyun aklı koyabildi.
Konyaspor planına daha sadık, alanı daha doğru kapatan taraftı. Ancak futbolun o bilinen acımasızlığı yüzünden oyunu tabelaya yansıtamadı. Devre boyunca orta saha ile savunma arasındaki mesafede dönen topları Konyaspor topladı ve 2-3 pasla Fenerbahçe kalesine kolay ulaştı.
Milyonlarca avroluk kadro kalitesine ve onlarca transfere rağmen, sahadaki oyunu Konyaspor’un istediği o temposuz ve uyuşuk ritim belirledi.
İkinci yarıda değişen görüntü 3-1 geride olan Konyaspor’un daha fazla hücumu düşünen oyun tarzıydı. Ancak burada da erken gelen 4. gol keyif vermeyen maçın kafalarda son bulmasını sağladı.
Bu golden sonra “gerisi laf-ı güzaf” misali maç doldur boşaltlarla oynandı bitti. İlk hafta puan alamayan Fenerbahçe böylece seyircisine sadece skor olarak güzel bir gece yaşattı. Gelelim gerçeklere: Aslında memlekette olup bitenle saha içinde yaşananlar arasında hiçbir fark yok.
Kendi altyapısından bir başarı öyküsü çıkaramayıp 20 tane yabancı transferiyle aidiyet arayan zihniyet ile, sandıkta kazanamadığını milletvekili ve belediye başkanı transfer ederek elde etmeye çalışan siyasi anlayış aynı madalyonun iki yüzü.
Baksanıza, Cumhurbaşkanı bile sokak ortasında Rizespor’a futbolcu arar gibi belediye başkanı devşirmeye çalışıyor.
Yöntem aynı, zihniyet aynı. Sahi ne olacak bu sporun (memleketin) hali!