Fenerbahçe, geçen hafta enerjisini rahmetli Demirel’in altı kez gidip yedi kez gelme rekorunu egale etmeye ant içmiş gibi evden kaçan teknik direktörünü geri getirmeye harcadı. Nitekim Gaziantep deplasmanına da ikna edilen aynı teknik adamla çıktılar. Benden az ilaç kullanan(!) bu arkadaşa umarım bu sefer sahadan şişe falan fırlatılmaz da...
Gelelim sahaya. İlk 45 dakikada gördük ki hafta içi yaşanan o idari ve zihinsel türbülans doğrudan oyuncuların bacaklarına pranga olmuş. Fenerbahçe topa sahip gibi görünse de bu tamamen Gaziantep’in ‘Buyurun, biraz da siz çevirin’ diyerek bıraktığı sahte bir alandı.
Hücumda üretkenlikten uzak, orta sahada dönen topları Antep’e ikram eden ve savunma arkasına atılan her topta alarm veren bir Fenerbahçe izledik. Gaziantep ise tam beklediğimiz gibi kulübedeki yangını izleyip sahadaki kargaşadan beslenmeye çalışan akıllı bir kurguyla sahadaydı. Her iki takımın da ortaya kaliteli bir oyun koyamadığı ilk yarı boyunca en net pozisyon Guendouzi atamadığı gol oldu.
İkinci yarıların ilerleyen dakikalarında saha boyu uzamaya başlar. Merkez orta sahaların oyundan düşmesiyle maç bir ‘git-gel’ oyununa dönüşür. Antep’te de tarih tekerrür etti...
Açıkça söylemek gerekirse, bu maçla birlikte tescillendi ki mevcut zihniyetle bu kulübün patinaj yapmaktan başka gidecek bir santim yolu kalmamıştır. Fenerbahçe’nin ihtiyacı olan şey günübirlik pansumanlar, kaçan hocaları geri ikna turları veya kriz yönetme illüzyonları değil. En tepedeki yöneticisinden en aşağıya kadar radikal bir sıfırlamadır.
Bu kulübün kitabının baştan ama bu kez realist, genç ve çağdaş futbol aklına sahip yeni beyinlerle yazılması şarttır.