Beşiktaş dört UEFA Avrupa ligi maçından da galibiyetle ayrılınca, Eyüpspor maçına müthiş bir taraftar
desteği ile başladı. Bunun yanında rakiplerine göre maç ritmini yakalamış tek takım olarak da göz doldurdu.

Ligin ilk maçı olmasına rağmen sahadaki oyun, sezonun hikâyesi hakkında çok daha fazlasını anlatır ki, ilk yarıda oynanan futbol Beşiktaş’ın da %88’lik (246/281) pas isabeti ve topu kaybettikten sonra tekrar topu alma gayreti, uzun süredir özlenen yarışın yeniden bir parçası olacağı sinyalini verdi.

Geceye bu kadar iyi başlayan Beşiktaş’ın maçın ikinci bölümünde “bal yapamayan arıya” dönmesi ise düşündürücüydü. Bu kadar üstün oynanan maçları gollerle süsleyemediğiniz takdirde önce tribünleri bıktırır, devamında averaj hesaplarında yenik düşersiniz. Bizden hatırlatması…

Maçın daha ilk 15 dakikasında bizi kaybeden hakem Oğuzhan Çakır’a gelince… Rakibini saçından tutup yere yatıran oyuncuya hak ettiği kartı göstermek için hakem olmaya falan gerek yok.

Ayrıca rakibi formasından çekerek kendini yere atan oyuncunun lehine faul çalmamak için de hakemlik eğitimine gerek yok.

Pozisyonu izlerken arayı görmek yeterli. Bunun için de koşacağın yeri ve duracağın yeri bilmek ön şart!

Sezonlar değişiyor, kadrolar yenileniyor, organizasyonları bir adım öteye taşımak için amansız bir rekabet oluyor. Ancak futbolun en kronik bileşeni olan hakemlik kurumu görünen o ki, bir adım öteye gidemiyor.

Teknolojinin, VAR’ın, iletişim olanaklarının ve eğitim imkanlarının bu kadar geliştiği bir ortamda hala göz göre göre yapılan temel yanlışları tartışıyorsak, burada artık sadece düdüğü çalan hakemi değil, o hakemleri hazırlayan, değerlendiren ve yeniden görevlendirecek olan sistemi sorgulamak gerekiyor.

Belli ki burada sorun artık sahadaki düdükte değil, o düdüğü yöneten zihniyette!