Gelişmiş liberal demokrasilerde sermaye ne kadar vazgeçilemez ve ihmal edilemez ise…
Emek de en az o kadar vazgeçilemez ve ihmal edilemez olmalıdır…
Ama rejim, sermayeyi korumadan emekçiyi koruyamayacağını da kabul etmelidir zira…
Sermaye, çölde gölge veren bir ağaç gibidir…
Ağacı keserseniz, altında serinleyenlere de zarar vermiş olursunuz…
***
Türk sanayicisi, iş insanı, girişimcisi genelde partiler üstüdür…
Onun hedefi, ideolojik değildir… O, sorumluluğunun ve tabii ki görevinin; yatırım yapmak, üretmek, istihdam yaratmak ve kazancının vergisini ödeyerek bu ülkeye katkı sağlamak olduğunun bilincindedir…
Türk sanayicisi bu ülkenin fabrikasıdır, tezgâhıdır, makinesidir, alın teridir ama…
Her fabrika gibi onun da bir “yakıtı” vardır ve o yakıt sermayesinden bile önce: güvendir...
Adalet, istikrar öngörülebilirlik…
Mülkiyet güvenliği olmadan hiçbir girişimci (Müteşebbis) yatırım yapmaz...
Yargı bağımsızlığı olmadan sözleşmeye… Sözleşme olmadan ortaklığa… Ortaklık olmadan üretime güven olmaz…
Bir sanayici bilir ki:
Mahkemede haklıyken haksız çıkmak, yanlış politika yüzünden döviz krizine yakalanmak, onun emeğinin yıllarını silip süpürür…
O yüzden bu ülkenin gerçek sanayicisi, hükümetten sadece tek bir şey ister:
Adalet, istikrar, öngörülebilirlik…
***
Faiz oranları bir gecede değişmesin… Enerji maliyetleri bir sabah ansızın patlamasın… İthal hammaddeye ulaşmak, bürokratik çileye dönüşmesin, çünkü üretim; sabır ister, süreklilik ister, plân ister...
Bir ülkenin sanayicisi korkuyla değil, geleceğe güvenle yatırım yapar…
O güveni sağlamak da hükümetlerin en kutsal görevidir…
Hükümetlerin diğer görevleriyse; üretim dışı rantı değil… Üreticiyi (Sanayi ve tarım), emekçiyi ve tüketiciyi aynı anda korumaktır…
Bu ülke bir mucizedir
Bu ülkede, tornada yetişen ustasından yazılım geliştiren gencine kadar herkesin içinde bir “mühendis zekâsı”, bir “mucit ruhu” vardır…
Ama bu zekâyı büyütecek olan şey “kayırma” değil, adil rekabet ortamıdır…
Kural net olmalı, hak eden kazanmalı…
Kimse partisine, dostuna, akrabasına göre değil; işine, emeğine, kalitesine göre değerlendirilmeli…
İşte o zaman, sadece sanayici değil, bütün Türkiye kazanır…
***
İnanıyorum ki:
Bu ülkenin fabrikaları bizim kalemizdir, bacaları umudumuzdur, üretimi geleceğimizdir…
Kalkınmış ve ekonomisini büyütmüş Türkiye:
Siyaset üstü bir “Üretim Mutabakatı” ile sağlanabilir…
Yargı bağımsızlığı, mülkiyet güvencesi ve öngörülebilir ekonomi politikaları arzulandığı gibi olursa:
Türk iş insanı 5 yıl içinde sadece bölgesel değil, küresel bir üretim gücü haline gelir…
Yeter ki güven iklimini hep birlikte yeniden inşa edelim…
***
Sevgili okur dostlarım, bu konuya devam edeceğim çünkü bu güzel ülkeyi kavga değil…
İş insanları, emekçiler ve siyasetçilerin ortak akıl ile ayakta tutacakları, demokratik laik sosyal hukuk sistemindeki ortak vicdanları büyütecektir…