Ayla Hacıoğulları ile Vilmer Özçınar’ın senaryosunu yazdığı, Levent Onan’ın, Çağan Irmak tadında yönettiği “Son Akşam Yemeği” filmini de yine, Sevgilimle izledik…
Filmin sonuna doğru, Büyük Önder (Henüz Atatürk değilken) Mustafa Kemal ile Ahir Usta arasında geçen ve siyasetten çok, zamanın kendisiyle yapılan bir muhasebeyi anlatan konuşmayı dinlerken, ikimiz de ağlıyorduk...
***
Oscar’ı hak edecek kadar değerli bir oyun ortaya koyan Engin Şenkan’ın canlandırdığı Ahir Usta karakteri bana göre filmde yalnızca bir aşçı değil... Yüzyılların birikimini, Osmanlı’nın hafızasını, gelenekleri, alışkanlıkları ve insanların değişim karşısındaki doğal tedirginliğini ve geçmişi temsil ediyor...
Torunu küçük Elif ise tam tersi... Elif, henüz şekillenmemiş gelecektir…
Cumhuriyet’in okullarında okuyacak, kadınların seçme ve seçilme hakkını doğal kabul edecek, bilimle büyüyecek kuşakların sembolü…
Sürekli devrim, sürekli değişim, sürekli gelişim...
Kimileriniz haklı olarak, “Ya Mustafa Kemal… O, neyi temsil ediyor?” diye sorabilirsiniz…
O, tarihin gelmiş geçmiş en büyük insanı ise “şimdi” idi… Yani, o günü, o anı temsil ediyordu…
Bu nedenledir ki ben Mustafa Kemal ile Ahir Usta’nın diyaloğunu, bir siyasi tartışma olarak değil, geçmişle geleceğin müzakeresi olarak gördüm…
Ahir Usta’nın temel kaygısı, “biz neyiz ve ne olacağız?” sorusuna veremediği cevaptı…
Mustafa Kemal’in cevabı ise özetle şöyleydi:
“Kim olduğumuzu unutmayacağız ama olduğumuz yerde de kalmayacağız…”
Yani, sürekli devrim, sürekli değişim, sürekli gelişim…
Yani, Atatürk sonrası CHP’nin asla başaramadığı, başarmayı deneyemediği bir kimlik…
***
Aslında Cumhuriyet fikrinin özü de burada yatıyor…
Ne geçmişi tümüyle inkar etmek… Ne de geçmişe mahkum olmak...
Finalde çalan Tango ise bence filmin en zekice sembollerinden biriydi...
Çünkü tango yalnızca bir müzik, sadece bir dans değildir…
Mehter Marşından farkı, “bir adım geri gitsen bile hemen ardından iki adım ileri gitmelisin” demektir…
Aynı zamanda Tango; kadın ve erkeğin birlikte görünmesidir…
Bireyin görünür olmasıdır, modern şehir hayatıdır, dünyanın geri kalanıyla temas kurmaktır…
Ahir Usta’nın kulağına yabancı gelen o müzik, aslında yeni çağın sesidir…
Tıpkı bugün yapay zekanın, internetin veya uzay teknolojilerinin bazı insanlara yabancı gelmesi gibi...
Geçmişten alınan güçle geleceğe yürümek
Canlarım, geçmiş her zaman yeni olana önce kuşkuyla bakar ama…
Filmde, Mustafa Kemal, geçmişi korumaya çalışan Ahir Usta’ya: “Sen yanlışsın, ben doğruyum” demiyor… Onu anlamaya çalışıyor...
Bu nedenle aralarındaki sohbet ideolojik bir çatışmadan çok bir medeniyet diyaloğuna dönüşüyor.
***
Ahir Usta ile Elif arasında yaklaşık elli yıllık bir mesafe vardır… Mustafa Kemal ise ikisinin arasında duran köprüdür… Bir eli Ahir Usta’nın omzunda... Diğer eli Elif’in geleceğinde...
Cumhuriyet ise, ikisinin tam ortasında…
Geçmişi yıkıp atmak değil; geçmişten aldığı güçle geleceğe yürümektir …
Bu yüzden filmin sonunda aklımda kalan şey:
Cumhuriyet’in hukuki ilanından çok: Bir milletin en zor işinin, yeni bir devlet kurmak değil, dedesini incitmeden torununun önünü açabilmek olduğu gerçeği…
Sözümün özü canlarım
Bence Ahir Usta, Mustafa Kemal ve Elif üçlüsü tam da bunu anlatıyor canlarım…
Ve Engin Şenkan ile (etkin rolü filmin sonuna doğru olsa da) Mustafa Kemal’i canlandıran Onur Tuna, sinemamızın ütünde performanslarıyla alkışı hak ediyorlar…
Ahir Usta rolü bir karakter olmaktan çıkıp, sanki yüz yıldır bu topraklarda yaşayan milyonlarca insanın ortak hafızasına dönüşüyor…
Bu yüzden onun sahneleri bittiğinde insan yalnızca bir oyuncuyu değil…
Bir devrin vedasını izlemiş gibi hissediyor...