Bugün bayramın ikinci günü…
“Mutlu musunuz?..” diye sorsam, aranızdan orantı olarak yüzde kaçı kişi “evet” cevabı verir bilemem…
Peki, “keyifli misiniz?” diye sorsam bu defa, “evet” diyen kişi oranı “hayır” diyenden daha mı azdır yoksa daha mı çoktur onu da bilemem?..
Ancak… Bu mübarek günlerde kahvenizi yudumlarken, güzel bir müzik dinlerken ya da dostlarla gülüp eğlenirken, “ne güzel, mutluyum” diyenleriniz olduğundan da eminim...
Ve fakat, “ne güzel, mutluyum” diyenlere, o anın içindeyken: kendilerine, “gerçekten mutlu muyum, yoksa sadece keyifli mi?” diye sormaları gerektiğini hatırlatırım çünkü: keyif, anlıktır…
Bir tat, bir ses, bir renk, bir tebessüm; yani, dalgaların kıyıya vurduğu gibi gelir, gider ve anlık olarak ruhumuzu okşar...
Mutluluk ise daha derindedir… Bir anlam, bir yön, bir bütünlük hissidir…
Keyif; bir şarkı, bir yemek, bir seyahat, bir övgü gibi bir “an” için yaşanır…
Mutluluk ise bir “yaşam biçimidir…”.
Keyif, dış dünyadan gelir, mutluluk ise; bir anlam bulduğunda, bir değere hizmet ettiğinde, bir kalbe dokunduğunda:
İç dünyadan doğar…
Düşünün canlarım...
Bir insan her gün kahkahalar atabilir ama geceleri ise derin bir boşluk hissedebilir…
Ya da bir başkası sessizdir, sade yaşar ama kalbinde dingin bir huzur vardır...
İlki keyiftir, ikincisi mutluluk…
Keyif geçicidir, mutluluk kalıcı…
Keyif seni oyalarken, mutluluk seni olgunlaştırır…
Keyif, “bugünü” güzelleştirir; mutluluk “hayatı” anlamlı kılar ancak:
İkisi de lâzımdır zira keyif, ruhun kısa molası iken… Mutluluk ise o uzun yolculuğun anlamıdır…
Yani keyif nefes almak, mutluluk o nefesi neden aldığını bilmektir...
***
Canlarım bu kadar lâf ettikten sonra diyeceğim şu:
Hayatı sadece keyifli değil, anlamlı kılalım...
Bir kahve içerken sadece tadına değil, o anın kıymetine de bakalım…
Birini severken sadece heyecanına değil, o sevginin bizi nasıl büyüttüğüne de bakalım ve unutmayalım:
Keyif bizi güldürür mutluluk ise bizi derinleştirir…
Gülerek derinlik kazanmak ise en tercih edilendir…
Kimin el yazısıymış…
Temel bir akşam eve girecekken bahçesinin duvarında: ‘’SENİ SEVİYORUM’ yazdığını gördü, öfkeyle komşusu Dursun’un kapısını çaldı:
“Ula Dursun, senun İdris olacak uşağun kizimla evlenecek ve namusumuzu temizleyecek daaa ona göre” dedikten sonra Dursun’u elinden tutup bahçe duvarına götürüp yazıyı okuttu…
Yazıyı okuyan Dursun: “ula Temel bunda ne vardur da” deyip gülerek devam etti, “bi yazı sebebune nikah mı kiyilır daa?..”.
Temel daha da öfkelendi: “ula görmiymisun Dursun!” dedi, “bu yazi bizum Fadime’nun el yazisidur daaa....”.