Dünya siyaset tarihinin belki de en vasıfsız, en vasat altı siyasetçilerinin ülkeleri yönettiği bir süreç yaşıyoruz…
O nedenle, başlıktaki sorunun tek bir cevabı yok; çünkü...
Hem ülkeyi yönetirken hem de uluslararası ilişkilerde “haddini bilmek” kadar…
Gerektiğinde “had bildirmek” de devletlerin varlığını korumak için gerekli olabilir, ancak...
Erdem açısından bakarsak, bana göre haddini bilen devlet insanı, had bildiren devlet insanından daha erdemlidir çünkü…
Haddini bilmek; güç ile sorumluluk arasındaki dengeyi kurabilmektir...
***
Bir devlet insanı ülkesinin; kapasitesini, sınırlarını, ekonomik gücünü, askerî imkanlarını ve diplomatik yalnızlığını doğru değerlendirebiliyorsa: milletini gereksiz maceralara sürüklemez...
Tarihte birçok savaşın ve felaketin arkasında, kendi gücünü olduğundan büyük gören liderler vardır...
Bununla birlikte, haddini bilmek korkaklık değildir...
Tam tersine, kişinin kendi gücünü ve karşısındakinin gücünü gerçekçi biçimde ölçebilmesidir...
Bazen sessiz kalmak erdem değil zafiyet olur...
Antik Yunan’dan beri siyaset felsefesinde “ölçülülük” önemli bir erdem sayılmıştır...
Aristo’nun “Altın Orta/İtidal Kuramı” mesela, bu amaçla üretilmiştir…
Ölçüsüz cesaret çoğu zaman cesaret değil, kibirdir...
***
Öte yandan bazen had bildirmek de ahlakî bir zorunluluk haline gelebilir...
Bir devlet saldırıya uğruyorsa, egemenliği tehdit ediliyorsa veya uluslararası hukuk açıkça çiğneniyorsa: Sessiz kalmak erdem değil zafiyet olur...
Bu durumda had bildirmek, güç gösterisinden çok, adaleti ve meşru hakkı savunma anlamına gelir...
***
Bu yüzden bence en doğru devlet insanı tipi: Önce haddini bilen, sonra gerektiğinde had bildirebilendir…
Çünkü sürekli had bildirmeye çalışan liderler zamanla kibre…
Sürekli haddini bilen ama hiç tepki vermeyenler ise teslimiyetçiliğe kayabilir...
Devlet aklının erdemi, gücü göstermek ile gücü dizginlemek arasındaki ince çizgide yürüyebilmektir...
Sözümün özü canlarım...
Aristo’nun Altın Orta/İtidal Kuramı’nı daha önceki yazılarımdan birinde kısaca anlatmıştım…
Bir kez daha hatırlayalım…
Altın Orta/İtidal Kuramı, ahlakî erdemin aşırı fazla (ifrat) ile aşırı eksiklik (tefrit) arasında bulunan dengeli ve ölçülü bir orta yol olduğunu savunan ahlakî ilkedir…
***
Bu nedenle, erdem sıralaması yapacak olursam:
Haddini bilen ve gerektiğinde had bildiren devlet insanını birinci sıraya...
Sadece haddini bilen devlet insanını ikinci sıraya...
Sürekli had bildiren devlet insanını ise üçüncü sıraya koyardım...
***
Zira gerçek büyüklük, her fırsatta güç göstermekten değil…
Gücü ne zaman kullanacağını ve ne zaman kullanmayacağını bilmekten doğar…