Ey benim iyimser hallerim... Çabuk aldanışlarım... Hep inanışlarım... Alttan alışlarım...
Hatayı hep kendimde buluşlarım... Değmeyecekleri kafaya takışlarım...
Yoktan yere akıp giden gözyaşlarım... Herkesi insan yerine koyuşlarım...
Hepinize elveda... Ben artık kimsenin... Hiçbir şeyi olmayacağım...
*
Nazım’ın bu şiiri bana Dostoyevski’nin muhteşem eseri Budala’daki başkahramanı Prens Lev Nikolayeviç Mışkin’i hatırlatır…
Prens Mışkin, çevresindeki herkesin içindeki iyiliğe inanır... Kimsede kötülük aramaz…
İnsanların gizli acılarını ve çelişkilerini anında sezer...
Kendi çıkarlarını her zaman arkaya atar... Yalan söyleyemez...
Toplumsal maskeler takmadığı için her şeyi olduğu gibi, açıkça konuşur...
Kendisine haksızlık yapan, dolandıran veya hakaret eden insanları bile anında affeder...
Öfke ve kin barındırmaz…
*
Şair’in Mışkin’den esinlendiğine ilişkin bir açıklaması olduğunu hatırlamıyorum…
İhtimaldir ki kendisini anlatıyor...
İyimserliğini, çabuk inanışlarını, insanlara duyduğu güveni, hatayı önce kendinde arayışını tek tek sayıyor...
Sonunda ise “hepinize elveda” diyor...
Ama bence bu elveda, insanlığa değil; karşılıksız kalan beklentilerine...
*
Bizi en çok yaralayanların, en çok güvendiklerimiz arasından çıkması hayatın en büyük çelişlerinden biri değil mi?.. Çünkü ihanet, yabancıdan değil; kapımızı açtığımız insandan gelirse daha çok acıtmıyor mu?..
Buna rağmen güvenmekten vazgeçmenin, başkalarını değil, kendimizi cezalandırmak olduğu kanaatindeyim...
Kararlılık, teslimiyet değil, geçici bir isyandır
Şiirde beni en çok etkileyen, “herkesi insan yerine koyuşlarım” dizesi oldu çünkü…
Benim de bir türlü yok edemediğim böyle bir garip alışkanlığım var...
Zira insan olmak, yalnızca biyolojik bir gerçek değildir...
İnsan olmak; vicdan, merhamet, dürüstlük ve temiz bir ahlak gerektirir...
Nazım, herkesi bu değerlerle değerlendirmiş, fakat…
Hayat ona herkesin aynı olgunlukta olmadığını acı biçimde öğretmiştir...
*
Bununla birlikte şiirin sonundaki kararlılık, bana göre bir teslimiyet değil, geçici bir isyandır...
İnsan ne kadar kırılırsa kırılsın, yeniden sevmeye, yeniden güvenmeye meyleder...
Çünkü umut, insan ruhunun vazgeçilmez parçasıdır...
Umudunu tamamen kaybeden kişi, sadece başkalarından değil, hayattan da uzaklaşır...
Sözümün özü canlarım
Bence de yapılması gereken, iyimserliği terk etmek değil; iyimserliğe bilgelik katmaktır...
Güvenmekten vazgeçmemek ama güveni hak edene vermek...
Hataları önce kendimizde aramak ama… Başkalarının sorumluluğunu da üzerimize almamak...
Gözyaşı dökmekten utanmamak ama aynı sebeple defalarca ağlamamak... Bence kandırıldıktan sonra iyilikten vazgeçen kişi... Kandırılınca değil, o nedenle iyilikten vazgeçince, gerçekten yenilmiş sayılır…