Bizim güvenliğimizi sağlamak, sokaklarımızın huzurunu korumak için görev yapan polislerimiz:

Sokakların karanlığında bize ışık olan insanlar ama…

Çoğu zaman kendi ışıkları, bizler yüzünden sönük kalabiliyor...

Uzun ve düzensiz çalışma saatleri, beklenmedik bir olayla yüz yüze kalmak, hiyerarşi içinde çokça baskı hissetmek…

Ve “komik” denilecek kadar düşük maaşlarla ailelerini geçindirmek…

Araştırmalar, polislik mesleğini “çok stresli meslekler” arasında gösteriyor...

Göreve ilişkin, çevreye ilişkin ve çalışma koşullarına ilişkin mesleki kaygıları çok ileri boyutlarda…

Yani demek ki, sadece “zorlu görev” demek az…

Eş zamanlı olarak “kaygı”, “kimlik baskısı”, “hareket kabiliyetinin kısıtlılığı” gibi boyutlar da var...

***

Şimdi bir an gözlerinizi kapatın ve şöyle hayal edin:

Bir polis memuru (belki mahallenizde görevli) geceleri bizlerin huzur içinde uyumamıza çare oluyor ama… Ertesi sabah “uyku açığı”, “aile hasreti”, “dökülen moral” gibi şeylerle işine devam ediyor...

Ya da yıllarca zihninde duracak: tehlike, belirsizlik, en imkânsız anında bile bir olay yerine gitmek zorunda kalmak…

Bu “olay stresi” dediğimiz şey, yalnızca görevin değil; insani reflekslerin de sınandığı bir hâl...

Polislerimiz, bizim “güvenli mahallemiz” için eğilmiş bir omuz gibi ama o omuzun altında da bir dünya yük olduğunu unutmayın…

Bu yükün farkına varmak, görmek ve birlikte çözüm aramak, sadece devletin değil, hepimizin görevi…

***

Araştırmalar: polis memurlarının “serbest zaman faaliyetleri”, yani arkadaşlarıyla vakit geçirme, spor yapma gibi aktiviteleri arttığında, stresle başa çıkma becerilerinin daha iyi olabileceğini, gösteriyor…

Peki, araştırmacıların gördükleri bu sorun ve çözümünü karar alıcılar görmüyorlar mı?..

Ya da görüyor ama çözülmesi için başvuracakları makam ve mevkilerden mi çekiniyorlar?..

***

Demek istemem o ki: karşımızda bir insan olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız…

Onların meslekî zorluklarını görebilmeli, o sorunların çözülmesi için üzerimize düşen güçlü adımları atmalıyız…

Gerekirse bir polis memuruyla sohbet etmeli, sessizlikte değil sözde buluşup ona, “kendini nasıl hissediyorsun?” diye sormalıyız...

***

Kurumlarımız, sivil toplumlar, medya (İlle de sosyal medya) polislerin ruh sağlığını gözeten adımlar atmalı… Gülümseyerek ve destekleyen bir ses tonuyla: “iyi ki varsınız” demeliyiz...

Unutmayın ki eğer istersek: onlardan güvenlik talep ederken, aynı zamanda hem kendimiz hem de onlar için: saygı dolu bir kültürle, kutuplaşmadan uzak, huzur veren bir toplum ortamı da oluşturabiliriz…

***

Sözümün özü canlarım: polisler bizim için çalışıyorlar, bizim için risk alıyorlar…

Lütfen onların da insan olduklarını; onların da yorgun olabileceklerini ve onların da umut etmek isteyebileceklerini unutmayınız…

Onları görünmez kılmak onlara zarar vermek demektir…

Onları görünür kılmak ama tüm sorunlarıyla birlikte görünür kılmak ise:

Yurttaşlık borcumuzdur…

***

Benim mesajım şudur: Onların yanında olalım...

Seslerini duyuralım ve en önemlisi: umutlarını kaybettirmeyelim...

Çünkü bizler onlar için birlikte olursak:

“Huzur” yalnızca bir hedef değil, mümkün bir hâl hâline gelir…