Bir Youtube izleyicim yazmış:
“CHP’li dede, Aziz İhsan Aktaş iddianamesini okudun mu?..”.
İzninizle, o arkadaşa kısaca verdiğim cevabı burada, daha geniş biçimiyle paylaşacağım…
***
Evet iddianameyi (Tamamını değilse de çok önemli bölümlerini) okudum ama…
Önce şu “CHP’li dede” kısmını açıklayayım:
Ben yaşım icabı dede sayılırım ancak partili değilim…
Benim torunum yok ama vicdanım var...
***
Bak güzel kardeşim…
Benim kavgam hırsızla değil, hırsızlıkla…
Sivrisinekle değil, bataklıkla…
Çünkü bu ülkede hırsızlık bitmiyor, sadece sahibi değişiyor…
***
Bir dönem “bizimkiler” çalıyor…
Sonra “ötekiler” geliyor ve herkes sırayla kasanın başına geçiyor…
Yahu bir gün şu ülkede dürüst olmak da moda olsa ya…
***
Evet, “iddianamede ciddi belgeler var” diyorlar ve…
Bence de var…
Ancak bir de daha ilk duruşmaların bile yapılmadığı gerçeği var…
Suç varsa ve kanıtlanırsa…
Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun; hırsız, hırsızdır kardeşim…
***
Yıllardır şunu anlatmaya çalışıyorum:
Sorun, hırsızın kim olduğu değil…
Sorun, bu kadar rahat çalabiliyor olması…
Hastalığımız ise, çalınana değil, çalana bakmak...
Ve “bizimkiler çalarsa helâl” diyen zihniyet, bu ülkenin en büyük bataklığıdır…
***
Ben artık o bataklığı kurutalım istiyorum…
Partiyle değil, ahlâkla…
Siyasetle değil, vicdanla….
***
Bir gün bu ülke kurtulacaksa…
O kurtuluş bir partinin zaferiyle değil…
Ahlâkın yeniden dirilişiyle olacak…
***
Unutmayın lütfen:
Hırsızlıkla savaşmazsan…
Hırsız hep kazanır!..
Akılcı kullandılar
“25. saat” deyimi, artık hiçbir saatin işlemediği, takvimin sustuğu, mantığın çöktüğü bir fazla saatin, başladığı andır...
İnsanın ya da toplumun: geç kalmışlığını, hiçbir plana sığamamasını, kurtuluş reçetelerinin tükendiği anı simgeler...
“Artık hiçbir şey yapamazsın ama hâlâ bir şey yapman gerekiyor” denildiği saattir...
***
Bir hata yapmışsındır ve zaman geri alınmıyordur...
Vicdanın çalışır ama çaren yoktur...
Yani 25. saat: zamanın dışına düşmektir...
- saatte yapılacak tek şey vardır:
Gerçekle yüzleşmek...
- saataslında bir uyarı değil, bir uyanıştır...
Bir tokattır ama aynı zamanda bir davettir:
“Kendine gel… Artık başkalarını da kendini de kandıramazsın...”.
“Ya dürüst ol ya yok olacaksın...”.
***
“Kıbrıs’ta ne oldu?” diye soranlara cevabım:
Kıbrıslılar, 25. saati akılcı kullandılar...