Biliyorum, bu başlığı okuyunca şaşıranlar olacak…

Ama ben Erdoğan’ın 2003–2008 arasındaki dönemini özlüyorum…

“Erdoğan” derken bir kişiden değil o dönemin Başbakanından söz ediyorum…

O dönemin yönetim anlayışını hatırlatmak istiyorum…

***

O yıllarda ekonomi bilimiyle kavga edilmiyordu…

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı önemseniyor… Mali disiplin uygulanıyor…

Bütçe ve kamu borcu konusunda son derece ihtiyatlı davranılıyordu…

Sonuçları da görüldü...

***

IMF’nin dönem değerlendirmelerine göre, 1970’li yıllardan itibaren yaklaşık 34 yıl boyunca kronik bir şekilde çift hanelerde seyreden yıllık enflasyon oranı hızla düştü ve…

2004 yılında %10’un altına (%9,34) indi…

Kamu borç oranları keskin biçimde geriledi…

Bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı…

Türkiye uzun süreli güçlü bir büyüme dönemi yaşadı...

Dahası var...

Erdoğan’ın ilk başbakanlık döneminde Türkiye yüzünü Avrupa’ya çevirmişti…

2004 sonunda Avrupa Konseyi, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlaması için, siyasi kriterleri yeterince karşıladığına karar verdi…

Ekim 2005’te müzakereler resmen başladı…

***

Benim için önemli olan AB’ye girip girmemekten bile önce bu iradeydi:

Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar: “Ben hukukumu, kurumlarımı, ekonomimi gelişmiş demokrasilerin standartlarına yaklaştıracağım” diyordu…

Elbette o yıllar kusursuz değildi… Cari açık büyüyordu… İşsizlik yüksekti…

Dış finansmana bağımlılık artıyordu… IMF bile daha 2004’te bu kırılganlıklara dikkat çekiyordu…

***

Demek istemem o ki, geçmişe pembe gözlüklerle bakmıyorum… Benim söylediğim başka…

Siyasetçileri sevmek ya da onlardan nefret etmek zorunda değiliz…

Doğru yaptıklarında alkışlar, yanlış yaptıklarında eleştiririz…

Sözümün özü canlarım...

Ben Erdoğan’ın yaşını, üslubunu, mitinglerini değil; 2003–2008 arasındaki yönetim aklını özlüyorum…

Kurumlarla kavga etmeyen… Ekonomi bilimine meydan okumayan… Mali disiplinden vazgeçmeyen…

Dünyayla konuşan… Ve Türkiye’nin çıtasını yukarı kaldırmayı hedefleyen anlayışı…

Devlet yönetiminde benim için asıl olan kişi değildir…

Akıldır, kurumdur, hukuktur, liyakattir… Ve günün birinde Türkiye’de kim bu ilkelere gerçekten dönerse…

Adı ne olursa olsun: Ben o kişinin geçmişinden önce, uyguladığı politikaları tartışacağım…

Çünkü devletler insanlara bağlanarak değil…

Doğru ilkelere bağlanarak büyürler…