Bu yasaya “kök yasa” denilmesi, ilk etapta silahsızlanma adımıyla yola çıkılmasının onaylandığını, ancak…
Kökten filizlenecek sonraki aşamalarda, “Umut Hakkı, Öcalan’a tecrit koşullarının kaldırılması, çalışma ofisi açılması” ve nihayetinde “kendi hukuki statüsünün düzenlenmesi” gibi taleplerin yasal güvenceye kavuşturulacağının işaret fişekleri…
***
Ancak…
Kök Yasa uygulamaya konulduktan, terörist mahkumlar salıverildikten sonra; KHK’lılar, düşünce suçluları (Gezi Parkı protestocuları) veya seçilmiş belediye başkanları gibi geniş toplumsal kesimleri kapsayan adalet reformlarıyla desteklenmezse… Kamuoyunda “Devlet sadece terör örgütüyle pazarlık yaptı ve onları salıverdi” algısı oluşur…
***
Bu durum, toplumun geniş kesimlerinde adalet duygusunun zedelenmesine, infiale ve milliyetçi tepkinin zirve yapmasına yol açar... Geniş tabanlı bir meşruiyet zemininden yoksun olan her adım, çökmeye mahkûmdur…
Öcalan’a verilen sözler tutulmazsa…
Örgütün militan kadrosunun serbest kalması ancak ardından siyasi/hukuki hiçbir kalıcı çözüm üretilememesi…
Geçmişteki “Hendek operasyonları” döneminde olduğu gibi, şiddetin çok daha yıkıcı ve sofistike bir şekilde şehirlere taşınmasına zemin hazırlayabilir…
***
Böyle bir kırılma noktasında devlet, demokratik refleksleri tamamen bir kenara bırakarak “güvenlikçi ve tavizsiz bir intikam zihniyetine” bürünürse…
Bu, sivil siyaset alanının tamamen kapanması demektir.
***
Sürecin çöküşü ve şiddetin tırmanması durumunda, İmralı’daki tecrit arttırılır veya Öcalan’ın fiziki varlığına yönelik radikal hamleler gündeme gelebilir...
***
Güvenlik analistleri, Öcalan’ın içeride zarar görmesi veya infazı gibi bir durumun, Kürt tabanında ve bölgede çok büyük bir duygusal kopuşa, kontrol edilemez sokak hareketlerine ve hatta ülkeyi bir iç çatışma (felaket) ortamına sürükleyebileceğini belirtiyor…
Sözümün özü canlarım…
“Kök Yasa” gibi adımların gizli pazarlıklarla değil, TBMM çatısı altında, şeffaf, tüm toplumu kucaklayan, adalet ve demokrasi reformlarıyla yürütülmesi hayati önem taşıyor...
Aksi takdirde, yarım kalmış veya topluma anlatılamamış bir barış girişimi, savaştan çok daha ağır bedeller ödetebilir...
***
Bu büyük risklerin farkında olan devlet aklı ve meclisteki partiler, sırf bu felâket senaryosundan kaçınmak adına…
İstemeyerek de olsa, asgari bir ortak paydada (örneğin şiddete bulaşmamış olanlar için geniş bir af veya reform paketi) buluşmak zorunda kalabilirler...
Ki, gelecekte doğabilecek büyük felaketleri önlemenin yolunun bu olduğu kanaatindeyim…
***
Şeytan’ın avukatlığını yapmıyor, testi kırılmadan önce, çeşmeye gidiş – dönüşte yürünmesi gereken doğru yolu tarif etmeyse çalışıyorum…