Demokratik rejimlerde parlamentolar demokrasilerin en kutsal mabetleridir...
Orada sadece kanunlar yapılmaz, aynı zamanda:
Halkın iradesi, ete kemiğe bürünür...
Siyasi partiler ise bu mabedin vazgeçilmez cemaatleridir…
Birbirinden farklı görüşler, ideolojiler ve hayat anlayışları aynı çatı altında toplanır...
İşte bu çeşitlilik, demokrasiye hem güç hem de meşruiyet kazandırır…
***
Türkiye’de bugün gelinen noktada, bu mabedin bir tek kişinin havrasına dönüştüğü yönünde haklı kaygılar var…
Meclis çoğunluğu, sadece bir liderin iradesini yansıtan bir “onay makamı” gibi işliyor...
Tartışmaların, fikir çatışmalarının, uzlaşı arayışlarının yerini:
Tek tip düşünceye biat etmiş bir sessizlik aldı...
Haklı bir itirazdır
Canlarım, Ana Muhalefet Partisi CHP dün yapılan yeni yasama dönemi açılış oturumunda yoktu…
Çünkü katılmama kararı almıştı…
Katılmama kararının gerekçesi:
Az önce çizdiğim bu tabloya dair bir itirazdı...
Elbette demokrasi, meclisi boykot etmekten değil, meclisi etkin bir şekilde kullanmaktan güç alır fakat…
***
Muhalefetin bu tavrı:
Yüce Meclis’in halkın sorunlarını çözen değil…
Tek kişinin ihtiraslarının gereklerini yerine getiren bir “havra” niteliğine bürünmesineydi…
Ana muhalefete göre demokrasinin kutsal mabedi giderek tek sesliliğe mahkûm edilmişti…
Ve işte o Meclis’in yeni yasama dönemi ilk oturumunda konuşma yapacak o tek kişiye karşı bir: protesto niteliği taşıyordu...
Objektif bakıldığında…
Asıl sorun ne CHP’nin yeni yasama dönemi ilk oturumuna katılmama tercihi…
Ne de iktidarın sayı üstünlüğüydü...
Asıl sorun, Meclis’in bir tartışma ve uzlaşı zemini olmaktan çıkarılıp tek kişinin iradesinin kurumsal kılıfı haline getirilmesiydi...
***
Canlarım, demokrasi, çoğulculukla ve farklı seslerle yaşar…
Bir mabedi kıymetli kılan ise, cemaatinin çokluğu, çeşitliliğidir...
Eğer o mabette sadece tek bir ses duyuluyorsa, orası artık mabet değil, Şıh’ın özel toplantı salonudur...
***
Ey saygıdeğer milletvekilleri!..
Lütfen Meclisimiz yeniden, milletin mabedi olsun…
Bir kişinin havrası değil…
Kurt-kuzu masalı
Kurt, derenin aşağısında su içen kuzuyu yemeyi kafasına koymuştu...
“Suyumu bulandırıyorsun...” diye çemkirdi:
“Ama su benim bulunduğum yöne doğru akıyor, nasıl olur da ben senin suyunu bulandırırım?” diye itiraz etti kuzu...
Kurt hırladı:
“Seni yemeyi kafama koyduğum için...”.
***
Hak, hukuk ve adalet, bir kişinin ihtiraslarının gereklerini yerine getirmek için kullanılıyorsa eğer: suç işlemiş olmanız şart değildir...
Ayşe Barım’ın “suçlu” olduğu için değil, TRT’ye çöreklenmiş tüccar terzilere kulluk etmediği için cezalandırıldığını anlatmaktan yoruldum...
Dün duruşması vardı ve yazılarımı yazdığım sırada karar henüz açıklanmamıştı…
Siz bu satırları okurken Ayşe Barım yine beraat kararlı tahliye olmamışsa…
Lütfen bu kurt-kuzu masalını hatırlayın...
***
Yazı yayına girmeden önce Ayşe Barım’ın tahliye haberi geldi. Şimdilik beraat olmasa bile sağlık sorunları nedeniyle de olsa insanlık adına bu tahliyeden sevinç duydum.