Bugün size pek çoğunuzun adını belki de ilk kez duyacağınız Çinli bir filozoftan bahsetmek istiyorum: Tongdong Bai… Beni heyecanlandırmasının sebebi ona tamamen katılmam değil… Tam tersine… Bazı söylediklerine “evet, ben de yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum” derken…

Bazı söylediklerine ise “işte burada ayrılıyoruz arkadaş” diyorum...

***

Bai, Konfüçyüs ve Mencius geleneğinden hareketle çok önemli sorular soruyor:

“İnsanların eşit olması ne demektir?.. Herkes aynı derecede bilgili midir?.. Aynı tecrübeye, aynı muhakeme gücüne, aynı siyasal birikime mi sahiptir?..”.

Kendi sorusuna, “tabii ki hayır” cevabını verdikten sonra “ama” deyip devam ediyor, “insanların yetenekleri ve bilgileri farklı olsa bile, insan olarak değerleri eşittir…”.

***

Buraya kadar benim hiçbir itirazım yok… Hatta benim yıllardır “tam eşitlik değil, en az eşitsizlik” derken anlatmaya çalıştığım düşünceyle önemli ölçüde örtüşüyor…

Ben hayatımın hiçbir döneminde insanların servetlerinin eşitlenmesini teklif etmedim…

“Herkes aynı arabaya binsin, aynı evde otursun, aynı parayı kazansın” demedim...

Benim derdim başka: “fakir bir ailenin çocuğu hayata üç sıfır yenik başlamasın… Zengin bir ailenin çocuğu da daha doğduğu gün final maçına çıkmış olmasın…”.

İşte benim sosyalistliğim bu...

Benim frene bastığım yer...

Ama Bai bir adım daha atıyor ve orada yollarımız ayrılmaya başlıyor…

Diyor ki: “madem insanlar siyasal bilgi, tecrübe ve muhakeme bakımından eşit değiller; öyleyse yalnızca “bir kişi, bir oy” sistemi en doğru yöneticileri seçmeye yeter mi?..”

Bai bu soruyu sorarken, demokrasiyi ortadan kaldırmayı değil; demokrasiyle liyakati bir araya getirmeyi tartışıyor… Ben ise burada frene basıyorum... Çünkü birilerine:

“Sen daha bilgili olduğun için senin siyasal etkin daha fazla olsun…” dediğiniz anda ikinci soru gelir: “kimin daha bilgili olduğuna kim karar verecek?.. Devlet mi?.. Üniversiteler mi?.. Bir seçkinler kurulu mu?.. İktidar mı?..”.

***

Ancak, “liyakat” diye çıktığımız yolun sonunda oligarşiye varabiliriz…O nedenle ben “bir kişi, bir oy” ilkesinden vazgeçmem… Ama Bai’nin demokrasiye yönelttiği eleştiriyi de çöpe atmam…

Çünkü demokrasi sadece sandığa gidip oy kullanmak değildir... Demokrasi eğitim ister…

Bilgi ister... Bağımsız kurumlar ister… Hukuk ister... Ahlâk ister...

Ve belki hepsinden önemlisi, kaybedenin de kendisini güvende hissedebildiği bir sistem ister…

Bunların üçünü birleştiriyorum

Benim otuz yıldır “Liberal Demokrat Sosyalistim” derken anlatmaya çalıştığım şey de zaten bu…

Locke bana: “insan devletten önce gelir” diyor... Adam Smith: “piyasa önemlidir ama insan yalnızca çıkar peşinde koşan bir yaratık değildir; vicdanı da vardır” derken; Keynes ise kulağıma şunu fısıldıyor: “piyasa müthiş bir üretim makinesidir ama bazen tökezler; bazen de ürettiği refahı toplumun geniş kesimlerine taşıyamaz...”.

***

Ben de bunların üçünü birleştiriyor ve şöyle diyorum: “Devlet girişimcinin ayağına pranga vurmasın… Ama fakir çocuğun önündeki duvarı da yıksın... Zengin olmayı suç saymasın… Ama yoksulluğu kader haline de getirmesin… İnsanları eşitlemeye çalışmasın… Ama başlangıç çizgilerini birbirine yaklaştırsın…”.

Sözümün özü canlarım...

Tongdong Bai bana bu nedenle önemli geliyor… Çünkü onunla aynı yere varmıyoruz… Lâkin, aynı soruyu soruyoruz: “özgürlüğü öldürmeden daha adil, demokrasiyi öldürmeden daha nitelikli bir toplum nasıl kurulur?..”

Benim cevabım hâlâ aynı: Kaliteli eğitim… Özgür insan… Serbest piyasa… Güçlü hukuk… Fırsat eşitliği… Ve geride kalanı kaderine terk etmeyen sosyal devlet…

Bunun adına ister “Sosyal Liberalizm” deyin… İster “sosyal demokrasi…”.

Ben kendi adımı otuz yıl önce koydum: “Liberal Demokrat Sosyalist...”.

Ve enseyi karartmayın… İnsanlık bugüne kadar en büyük ilerlemelerini, birbirine benzemeyen fikirleri konuşturabildiği zaman yaptı…