Dün NEFES Gazetesi olarak Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve çalışma arkadaşlarını gazetemizde konuk ettik…

Bu buluşmada beni en çok etkileyen şey, Ümit Özdağ’ın milliyetçilik tanımı oldu...

Bu anlayış; insanları birbirine düşman eden, kimlikleri çatıştıran, korku ve öfke üzerinden siyaset üreten bir milliyetçilik değil aksine:

Birleştiren, uzlaştıran, aynı ülkenin yurttaşlarını ortak bir gelecek fikrinde buluşturmayı hedefleyen bir milliyetçilik anlayışı…

“Mülteci” ya da “sığınmacı” konusundaki görüşlerine yüzde yüz katılıyorum çünkü, yakın gelecekte tüm dünya Özdağ’ın bu görüşünü benimseyecek…

Ama kendisine de söylediğim gibi, bu çok haklı görüş ve projesinin çok iyi anlatılamadığı kanaatindeyim…

***

Yanlış anlamadıysam Özdağ’ın milliyetçilik tanımı, Büyük Önder Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle özetlediği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı temelinde yükselen bir milliyetçilik tarifi...

Ben buna, Atatürk’ün o güzel sözü ettiği yılın diliyle “muasır medeniyetler milliyetçiliği”, günümüz diliyle ise “çağdaş uygarlıklar milliyetçiliği” diyorum…

Bu milliyetçilik anlayışı kendi ülkesinin insanlarını geçmişlerine ve bir köşeye sıkıştırmıyor…

Aksine: ekonomik refahı ve insanî gelişimi (Kalkınma) yakalama temelli, onurlu, saygın bir yurttaşlığa taşımayı hedefliyor…

***

Kendi milliyetçilik anlayışımdan örnek vereyim:

Bir yurttaşımız, “Ben etnik köken olarak Türk değilim ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan mutluyum ve bu yurttaşlık beni onurlandırıyor” dediğinde incinmiyorum, aksine:

Bu ülkenin ortak kaderini paylaşmaktan onur duyuyorum...

Çünkü milliyetçiliği ırk üzerinden tanımladığınız anda, her ırk kendi üstünlüğünü ilân eder; bunun sonu ise kaçınılmaz olarak çatışma ve savaştır…

***

Yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, şunu yaşayarak öğrendik:

Ülkeleri ya hamasi milliyetçilikle ya da kutsal din söylemleriyle yönetenler, çoğu zaman o ülkenin kaynaklarını sömürmek isteyenlerdir...

Oysa bilhassa din, insanları birbirine düşman etmek için değil, birbirine dost kılmak için vardır...

Keza etnik kimlik de farklı ülkelerin yurttaşlarının farklı etnik kökenden gelmeyi zenginlik olarak görmeleri halinde:

Demokrasinin olmazsa olmazı olarak kabul edilen “karşılıklı tahammül” kültürünü geliştirir…

Tarih, karşılıklı tahammülün olmadığı, halkların din ve ırk hamasetiyle tahrik edildiği dönemlerde yaşanan acı örneklerle doludur...

Daha şimdiden seçelim

Son 40 yılda Türkiye’de terör üzerinden, uyuşturucu ve silâh ticareti üzerinden milyarlarca dolar kazanan baronlar türedi...

Bu savaşlar ne bir ırkın ne de bir halkın savaşıydı…

Duyguları istismar edenlerin kirli çıkar savaşlarıydı

Geleceğin dünyası, insanları birbirine kırdıran değil; yarıştıran, barıştıran ve ortak refahı büyüten bir milliyetçilik anlayışına muhtaç...

Yakın dönemde insanlık ya bu anlayış ve bilinçle inşa edilecek…

Ya da 3. Dünya savaşıyla birlikte büyük yıkımlar kaçınılmaz olacaktır…

Dileğim; tercihimizi savaşlardan sonra değil, akılla ve vicdanla ve daha şimdiden yapmaktır…