Pazartesi günü, 2 kez Çalışma, birer kez de Sanayi ile Millî Eğitim Bakanlığı görevlerinde bulunan değerli büyüğüm Ali Naili Erdem, telefonla aradı…
Aynı gün, “Diplomalar duvarlarda, hayatlar beklemede” başlığıyla yayımlanan yazımı çok beğendiğini belirtti… Sonra da bir gencin, yıllar önce Mehmet Akif Ersoy’a, “ne öğrenmeliyim efendim?” diye sorduğunu ve “önce utanmayı öğren...” cevabını aldığını söyledi…
“Çünkü” dedi, “utanma duygusu yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumun vicdanını ayakta tutan görünmez bir direktir…
Eski insanların çocuklarına önce edebi, hayayı ve imanı öğretmeye çalıştıklarını fakat bunların da önünde ilim ve irfanın bulunduğunu hatırlattı…
“Zira” diyerek devam etti, “bilgi insanı olgunlaştırır, irfan ise ona; sahip olduğu bilgiyi, derin düşünce, ahlâk ve içsel olgunlukla harmanlayarak doğruyu yanlıştan ayırabilme anlayışını kazandırır…”
Hayatın zorunlu bir gerçeği
Değerli büyüğümle konuşmamız bittikten sonra, bugün bambaşka bir dünyada yaşadığımızı fark ettim…
Meselâ, bir zamanlar insanlar borçlanmaktan çekinirdi...
Çünkü borcunu ödeyememek yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir mahcubiyet sayılırdı…
Kimse evine haciz gelmesini istemez, mümkün olduğunca ayağını yorganına göre uzatmaya çalışırdı…
Borç, insanın omzunda taşıdığı ağır bir yük olarak görülürdü…
Rahmetli dedeciğim borçlanmanın fenalığını anlatmak için, “kadının erkeği kocası, erkeğin kocasıysa alacaklısıdır” derdi…
***
Şimdi televizyon ekranlarına bakıyorum...
İnsanlar bankalara, kredi kartlarına ya da mahalle bakkalına ne kadar borçları olduğunu rahatlıkla anlatabiliyor...
Evlerine kaç kez haciz geldiğini yüzleri kızarmadan söyleyebiliyorlar... Çünkü artık borçlanmak da borcu ödeyememek de kişisel bir kusur olarak değil… Hayatın zorunlu bir gerçeği olarak görülüyor…
Amman ha!..
O yurttaşları ayıpladığımı zannetmeyin…
Aslında utanma duygusunu kaybeden o insanlar değil…
O insanları bu noktaya sürükleyen şartlardır…
İşsizliğin yaygınlaştığı, gelirlerin eridiği, hayat pahalılığının sıradan vatandaşın omuzlarına ağır yükler bindirdiği bir düzende:
İnsanlar borçla yaşamaya mecbur kalıyor…
Borç, tercih olmaktan çıkıp, geçinmenin aracı haline geliyor...
Sorunun kökeninde ise üretim ve yatırım eksikliği bulunuyor...
İş yoksa gelir olmaz, gelir yoksa gelecek kurulamaz…
***
Utanmak, yalnızca yüzün kızarması değildir…
Utanmak, toplumun yanlışları karşısında rahatsızlık duyabilmektir…
Gençlerin umutsuzluğundan, işsizliğinden, borç yükünden hicap duyabilmektir...
Yeniden başa dönmenin: edebi, hayayı, imanı ve irfanı yeniden hatırlamanın…
Milyonlarca insanı borçla yaşamaya mecbur bırakan şartlar karşısında, utanabilmenin zamanı geldi…