Belki de dünya ülkelerinin “en güzel ve etkileyici konuşan siyasetçileri” Türkiye’de yaşıyor…

Bu siyasetçilerin en çok kullandığı kelimeler de şöyle: Demokrasi… Hukuk devleti… Büyük ekonomi… Refah toplumu… Özgürlük… İnsan onuru…

***

Bu kavramlara itiraz eden var mı ?..Yok...

Zaten sorun da burada başlıyor... Herkesin hedefi aynı ama… O hedefe nasıl gidileceğini anlatan yok…

Bugün Türkiye muhalefetinin en büyük açmazı da zaten, niyet ile plan arasındaki boşluk değil mi?..

***

Canlarım… Bugün söylenenler doğru olabilir; hatta çok doğru olabilir ancak…

Siyaset doğrular yarışması değil, ikna etme sanatıdır…

Seçmen artık sadece ne söylendiğine değil, nasıl yapılacağına bakıyor...

İktidar her ne kadar “Atatürk’le arasına akıl almaz bir mesafe koyduysa da onlara…

Büyük önderimiz Atatürk’ün:

“Söz adamı değil, fiil adamı olun” dediğini hatırlatmalıyız…

Romalı siyasetçi, hatip ve filozof Çiçero, Roma İmparatorluğu’nun yıkılış sebebini şöyle ifade ediyor:

“Hem bilgisizdik ama hem de çok konuşuyorduk…”

Bizimkiler de çok konuşuyor ama eylem yok…

İlk yüz gün için hazırlanmış bir program var mı?..

Sizi bilemem ama ben bir politika liderinin ağzından:

“Farklı kesimleri bir araya getireceğiz” ifadesini duyduğumda bayağı keyifleniyorum…

Bu cümle kulağıma fısıldanmış bir şarkı kadar hoş geliyor….

Ancak, Türkiye gibi derin kutuplaşmalar yaşayan bir ülkede bu, bir temenniden ibaret kalamaz...

Bunun için açık ilkeler, yazılı mutabakatlar ve somut mekanizmalar gerekir…

Aksi halde bu tür cümleler, iyi niyetli ama etkisiz sloganlara dönüşür…

***

Bu eksik kalmış keyfimi sizinle paylaştıktan sonra iktidar arayan politikacılara soruyorum:

Seçim kazanıldığında ertesi sabah ne yapacaksın?..

İlk bir hafta, ilk bir ay, ilk yüz gün için hazırlanmış bir program var mı?..

Yargıdan ekonomiye, medyadan kamu yönetimine kadar hangi adımlar hangi sırayla atılacak?..

***

Bu soruların cevabı verilmediği sürece seçmenin güven duyması zorlaşır...

Ekonomi ise meselenin en sert tarafı…

Vatandaş için demokrasi kadar önemli olan şey, hayat pahalılığıdır…

Soyut özgürlük vaatleri, somut geçim sıkıntısı karşısında etkisini kaybeder...

Bu nedenle ekonomik yol haritası olmadan yapılan siyasi söylemler eksik kalır...

Sözümün özü ey güzel insanlar!..

Sonuç olarak Türkiye’de artık iyi niyet yetmiyor... Seçmen, hedef değil plan görmek istiyor….

Kim, neyi, ne zaman ve nasıl yapacak?...

Bu sorulara net cevap veremeyen bir siyaset, ne kadar doğru konuşursa konuşsun, iktidar alternatifi olamaz...

Demokrasi bir varış noktasıdır ama asıl mesele… O noktaya giden yolu çizebilmektir...

O yol yoksa, hedef sadece güzel bir cümle olarak kalır…