“Yolsuzluk, yasaklar, yoksullukla savaşacağız!” diye çıktılar yola… Yirmi üç yıl sonra hala aynı sloganı kullanıyorlarsa… Bir terslik yok mu bu durumda?

Oysa ekonomi, “3Y” ile savaştan çıkıp bildiğin “kör tuttuğunu öper” modeline evrildi… Maalesef tuttukları her seferinde biz olduk… O güruh da öp öp öpmelere doyamadı!

***

Mesele sadece “birkaç çürük elma” değil. Sistem artık çürüğü standart kabul ediyor. Doğruyu yapan garip kaçıyor.

İhale öncesi şartnameyi “tek kişiye” göre yazmak, sonra “en iyi teklif buydu” demek…

Vakıf kurup kamu kaynağını oraya “emanet” etmek, sonra “vakıf kamu yararınadır” diye alkış almak…

Fon kurup riskleri halka, kazancı hatırlı bir azınlığa yazmak…

Bütün bunlar kanuna uygun hâle getirildiği için, otomatikman “masum” mu sayılıyor? Hukuk metnine sığdırmak, günahı aklamaz. Günahı kurumsallaştırır.

Risk komitesinin başkanı aynı zamanda riskin ta kendisi olunca, kağıt üstünde her şey “tamam” görünüyor. Yani onlar da kör taraf oluyor.

***

Sahi önce tanımlaması bi yapılsa ya… Yolsuzluk nedir? Nasıl yapılır? Kim veya kimler ne yaparsa yolsuzluk olur? Kimler yaparsa yolsuzluk sayılmaz?

Bugün AKP’nin kapısında bekleyen Ahmet Davutoğlu… Bir zamanların başbakanı... Kötüydü, ama “dürüsttü” denirdi; lakabı “Hoca” idi.

***

Kendisinin kariyerinin memleketin gündemine oturan Pelikan Dosyası’nın ilk maddesinde anlatılan şu meşhur ayrıntı hala ortada…

“Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası” çıkartalım dedi hoca… Reis’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini… Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı.

Sonra Reis, kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi. Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar. Paketi geri çektiler.”

***

Peki o pakette ne vardı da bu kadar ürkütücü oldu?

- Meclis’te grubu bulunan partilerin il başkanları dahil kamu gücüne yakın herkesin düzenli mal bildirimi zorunluluğu,

- Mal bildirim süresinin 5 yıldan 2 yıla indirilmesi,

- Siyasetçilerin ve yakın çevresinin müteahhitlik/iş takibi yapamaması,

- Partilere yapılan bağışların herkese açık elektronik ortamda görünmesi,

- Seçimlerden önce/sonra maddi kaynakların açıklanması,

- İmar planı değişikliklerinden doğan rantın kamuya aktarılması…

***

Ülkeyi daha iyi yarınlara götürecek bir yasa teklifiydi. Olmadı, oldurulmadı!

Peki, dürüstlük sadece yalan söylememek midir? Eğer “şeffaflık yasası” kapıda kaldıysa, sormalı Davutoğlu’na… “Bu kanun teklifi neden istenmedi?”

Cevaplayabilir mi? Sanmam!