Ne hale geldik be! Eskiden insanlar maaş günü geldi mi bir nefes alırdı. Şimdi maaş günü geliyor, insan önce borçlara bakıyor, sonra kiraya bakıyor, sonra market fişine bakıyor… Ortalığı bir hüzün kaplıyor.

Sessiz sessiz iç geçiriyor ve el elde baş başta kalakalıyor. Sözün bittiği yeri arıyorsanız o durağı çoktan geçtik. Sesi yükseltme zamanına geldik.

***

Mayıs ayı enflasyonu açıklandı. Yılın ilk beş ayında fiyatlar yüzde 16.61 arttı. Bakın, “Yıllık” demiyorum. Daha yılın yarısına bile gelmeden yüzde 16.61…

Yani ocakta yapılan maaş zamları, mayıs sonunda büyük ölçüde buhar oldu. Oysa asgari ücret 28 bin 75 lira... Tamam, kağıt üzerinde hâlâ aynı para…

Zira satın alma gücü olarak bakınca 5 ayda 4 bin 663 lirası gitti. Uçtu. Buharlaştı. Gerçi cebinizden biri parayı almadı belki ama devlet o paranın gücünü azalttı.

***

Gariban emekliler… Yıllarca devletlerine güvendiler… Şimdi bunun acısını iliklerine kadar çekmekteler…

En düşük emekli maaşı 20 bin lira... İlk beş ayda bunun alım gücünden yaklaşık 3 bin 322 lira eridi. Zaten geçinmeye yetmeyen maaş, bir de enflasyonun rende makinesinden geçti.

***

Memurun da hali çok parlak değil… En düşük memur maaşında 5 aylık erime 10 bin liranın üzerinde… “Hallederiz” demişti. Halletti! Kuşa çevirdi.

Türkiye’de enflasyon artık sadece bir ekonomik gösterge değil… Enflasyon artık sofradaki eksik peynir, pazardan alınamayan meyve, yarım kilo kıyma, ertelenen doktor randevusu, ödenemeyen aidat, kapıya gelen icra mesajı…

***

2026 verisine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için gereken para 35 bin 174 lira… Buna açlık sınırı deniyor. Yani sadece yemek... Lüks falan hiç yok. Tatil yok. Sinema yok. Çocuğa oyuncak yok. Bir kahve içelim yok.

Sadece karnın doysun. Kirasını, faturasını, ulaşımını, okul masrafını, ilacını hiç sayma… Sahi vatandaşına layık gördükleri bu para ne kadar sığıyor vicdana?

***

Ekonomi yönetimi hala “Talebi kısmamız lazım” deyip duruyor. Türkçesi meali; “Vatandaş daha az harcasın!”

İyi de vatandaş zaten harcamıyor. Harcayamıyor. Alışveriş sepeti artık sepet değil, suç mahalli… İnsan içine iki parça bir şey koyuyor, kasada gözleri büyüyor. Eskiden markette ürün seçerdik, şimdi adeta ürünler bizi seçiyor.

***

Bir de “Ücret artarsa enflasyon artar” masalı var. Bu masal yıllardır anlatılıyor. Sanki enflasyonu asgari ücretli çıkarıyor. Sanki emekli maaşıyla petrol fiyatı belirleniyor. Sanki kiraları emekli artırıyor. Sanki gıda fiyatlarını pazardaki teyze küresel enerji piyasasına bakarak yazıyor.

Sistemi düzeltmeden “Vatandaş az yesin, enflasyon düşsün” derseniz, o ekonomi programı değil, milleti muhtaç bırakma hareketidir.

***

Program kime çalışıyor? Vatandaş için çalışıyorsa, vatandaş neden daha fakir? Emekli için çalışıyorsa, emekli neden pazardan eli boş dönüyor? Çalışan için çalışıyorsa, çalışan neden maaşının hesabını değil, açığının hesabını yapıyor?

Alo! Var mı cevap verecek? Yok! O zaman dansa devam…