ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in gazıyla üç-beş günde İran meselesini halledeceğini sanarak operasyona girişti. Bölgesel dengeler sonuna kadar gitmesine de izin vermedi. Sonunda bir masa kuruldu. Masada İran ve ABD yerini aldı. Şu anda varılan anlaşmadan hemen hemen kimse memnun değil.

İsrail ve ABD’de Cumhuriyetçilerin bir kısmı bu anlaşma ile savaşı İran’ın kazandığı görüntüsü verildiği için kızgın.

İran açısından ortaya çıkan görüntü şu:

Öncelikle İran’ın sanayi altyapısı enkaz halinde. Çatışmalar sırasında İran’ın çelik ve petrokimya tesisleri ağır hasar gördü. Ülke ihracatının %73’ünü oluşturan bu sektörlerin üretimi bazı tesislerde %75’e varan oranlarda düştü. İran, önceden ihraç ettiği ürünleri artık ithal etmek zorunda kalabilir; yani üretim kapasitesini yeniden inşa etmeden sadece yaptırımların kalkması ekonomik bir mucize yaratmayacaktır.

***

Anlaşmanın en büyük vaadi olan 300 milyar dolarlık yeniden inşa fonu büyük ölçüde özel sektöre dayanıyor. Ancak yıllardır süren bölgesel gerilimler, hukuki belirsizlik ve siyasi riskler, uluslararası şirketlerin bu denli büyük bir sermayeyi İran’a getirme konusundaki isteksizliğini sürdürüyor. Sadece petrol ve gaz sektörünün modernizasyonu için bile 300 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç olduğu düşünüldüğünde, vaat edilen fonların hayata geçmesi oldukça zor görünüyor.

İran riyali, dolar karşısında bir miktar değer kazansa da kur hâlâ 6 ay öncesine göre %18 daha yüksek seviyede. Donmuş varlıkların bir kısmının serbest bırakılması ve gıda ticareti gibi kapıların açılması kısa vadeli bir nefes aldırır ancak bir ülkenin sanayi kapasitesini ayağa kaldırmak ve istikrarlı bir yatırım ortamı yaratmak, yaptırım kararlarını imzalamaktan çok daha uzun ve çetin bir yol gerektiriyor. İran’ın içeriden dönüşerek farklı bir ülke haline gelmesi lazım İsrail açısından ise alarm zilleri çalıyor.

***

Anlaşma metni, İsrail’in kuzey sınırındaki en büyük tehdit olan Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına veya yeniden silahlanmasının engellenmesine dair somut bir mekanizma içermiyor. Dört askerin tank saldırısında hayatını kaybetmesi, Hizbullah’ın operasyonel kapasitesinin sürdüğünü ve sadece kağıt üzerindeki bir ateşkesin kuzeydeki İsrailli sivilleri korumaya yetmeyeceğini kanıtlıyor.

İsrail ve Hizbullah, ABD ile İran arasında imzalanan bu mutabakatın tarafı değil. Washington yönetimi anlaşmayı “tüm cephelerde ateşkes” olarak pazarlasa da İsrail kendi topraklarını ve vatandaşlarını korumak için askeri varlığını sahadan çekmek zorunda kalıyor. Muhtemelen çekilmemek için İsrail ayak direyecek.

HHH

Anlaşma İran’a hemen ekonomik faydalar ve yaptırım hafifletmeleri sunarken; nükleer programın akıbeti, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve denetlenebilir güvenlik yapısı gibi İsrail için hayati olan konuları 60 günlük belirsiz bir müzakere sürecine erteliyor. İsrail, İran’ın askeri altyapısı zayıflatılmadan veya Hizbullah bölgeden uzaklaştırılmadan yapılacak bir ateşkesin, sadece İran’ın yeniden toparlanmasına zaman kazandıracak bir “diplomatik tuzak” olduğunu düşünüyor.

HHH

Türkiye olarak bizim çıkarmamız gereken ders ise, Trump ve etrafındaki Cumhuriyetçiler Neo Conlar’dan çok farklı. Bu ekibin derin stratejisi, bağlılıkları, dostlukları falan yok. Sadece parayı takip ediyorlar. Bugün ak dediklerine kara diyorlar. Bu ekibe asla güven olmaz.