Önce Ukrayna sonra 7 Ekim sonrası Orta Doğu. Yeni bir dünya ile karşı karşıyayız. Sadece Türkiye değil hem bölge hem de Avrupa konfor alanından çıkıyor.
Bu yeni düzenin ittiricilerinden olmasına rağmen İsrail için her şeyin daha zor olduğu yeni bir döneme girdik.
ABD’de ve Avrupa’da yakın tarihte hiç olmadığı kadar anti İsrail bir hava var. Anti İsrail pozisyonlar eskiden marjinal siyasetin bir bölümüyken şimdi ana akımın bir parçası olmuş durumda.
İsrail siyaseti bu durumu Dünya Savaşları öncesi alevlenen Anti Semitik dalgaya benzeterek mağduriyet ve koşulsuz haklılık devşirmeye çalışıyor.
***
İsrail’i İsrail yapan şey durmadan beyin göçü alabiliyor olmasıydı. ABD gibi büyük ve bol kaynağa sahip zengin bir ülke değil. Sürekli savaş, yarı savaş halinde bir ülke… Ancak seküler Yahudileri de cezbeden tarafı bir fırsatlar ve kendileri için özgürlükler adası vaat ediyor olması idi. Dünyanın farklı yerlerinde iyi eğitim görmüş, akıllı, bilgili, görgülü Musevileri İsrail’e çekmeyi başarmak ve buradan bir start-up ülkesi kurmak az iş değildi. 7 Ekim sonrası bile bu trend değişmedi. İşleri İsrail aleyhine tersine çeviren 7 Ekim’in ardından “Travma sonrası stres bozukluğu” ruh halinden çok uzun süre çıkamaması, başladığı savaşı bir türlü bitirememesi ve tüm bölgeyi kendine göre dizayn etme amacına çok hızlı ulaşmaya çalışması oldu.
Bu kadar agresif bir politika, sonu gelmeyen savaşlar, içeride baskı ortamı, huzursuzluk demek. Start-up’lar bu ortamda işlemez. Yeni fikirlerle piyasada yer tutmak isteyen beyaz yakalılar ya da girişimciler yeni İsrail’de aradıklarını bulamadılar. Financial Times gazetesi İsrail’in kuruluşundan beri en büyük “exodus” ile karşı karşıya olduğuna dair geniş bir analiz yayınladı. Akıllı, fikirli sakin insanlar gidiyor. Savaştan yararlanan, para yapan ve savaşın getirdiği baskı ortamını sevenler kalıyor. Bu hızlı demografik değişimin yeni bir durum yaratacağı gerçeğiyle de yüzleşmek zorundayız.
Yeni İsrail, agresifliğini meşrulaştırmak için kendisine yeni ve güçlü düşmanlar arıyor. Bunun sadece siyasi bir retorik olmasının ötesinde İsrail’de karar alıcıların artık dünyayı da böyle okuduğu kanısındayım. İsrail siyaseti şimdi Türkiye’yi öcüleştirmiş, zayıflayan İran’ı kendi can düşmanı olarak Türkiye ile ikame etmiş durumda.
Türkiye ile İsrail’in menfaatleri bölgeye ilişkin yaptıkları projeksiyonlarda çatışıyor. Türkiye, bölgesinde güçlü merkezi yönetimler ve istikrar istiyor. Ticaret partnerleri ve müttefiklerini bu yolla arttırmak amacında. İsrail ise tersini istiyor. Güçlü merkezi yönetimlere sahip Arap ülkelerinin kendi varlığına tehdit olacağı görüşünde.
En son Türkiye sınırına 70 km uzaklıkta El Zuhur üssüne gerçekleşen İsrail bombardımanı ile yeni bir realiteye uyandık. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’tan da öğrendik ki İsrail üsteki gelişmeleri ABD’ye sormuş. Türk ordusunun üsse konuşlandığı bilgisini teyit ettirmek istemiş. Amerikalılar böyle bir durumun söz konusu olmadığını söylemişler. İsrail bombardımanı ona rağmen gerçekleştirmiş.
Bu çılgınlığı İsrail’de yaklaşan seçimler ve Netanyahu’nun paçayı kurtarmak istemesi ile açıklamaya çalışanlar var. Ancak İsrail basını üssün vurulmasının siyasi değil askeri bir karar olduğunu yazıyor. Kararı ordu almış, siyasilerin karışmasını engellemiş. İsrail’in yeni anti Türkiye tutumunun Netanyahu’yu aşan bir durum olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.