Rahmi Koç’un İzmir’deki Amerikan Hastanesini Binali Yıldırım’a gezdirirken Kürt kadınları ile ilgili yaptığı münasebetsiz saçma sapan espri haklı olarak ortalığı ayağa kaldırdı. Yargımız da bu fırsatı kaçırmadı, jet hızıyla soruşturma açıldı.
Soğuk Savaş isimli YouTube kanalındaki bir espriye de soruşturma açılmıştı. Espriyi yapan komedyen tutuklanırken espriye gülen konuğu da hapse atılmıştı. -Zaten herhalde yakında ülkede hapse girmemiş kimse kalmayacak.-
***
Rahmi Koç olayında espriye gülen Binali Yıldırım’la ilgili bir adım atılmadı. Ee olacak o kadar AKP’li olmanın da bazı avantajları olsun değil mi! Sosyal medyada Rahmi Koç linçi öforisi yaşanırken Tarihçi Ayşe Hür, Abdullah Öcalan’ın “Nasıl Yaşamalı?” isimli kitabından bir bölüm paylaştı. Öcalan Kürt kadınları için şunları yazmış:
“Belki bazılarına acayip gelebilir ama açmakta yarar vardır. Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikri düzeyi hiç yoktur. Köylü kızını al, küçük burjuva kızını veya erkeğini al, söyle söyle, hiçtir; papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamaz. Neyi yaşayacaksın? Sevgi duyguda, düşüncede ve yaşamı paylaşmada katılım ister. Ama bizimki buzdağı gibidir veya donuktur, bir-iki sözcükle her şeyi kestirip atar. Böyledir, yani her türlü saygısızlığı dayatır. İnsan bu yaşamdan ne anlar...”
***
Tesadüfe bakın ki, aynı gün Mithat Sancar’ın Mezopotamya ajansına verdiği röportajda Terörsüz Türkiye süreci ile ilgili Öcalan’ın illa bir statüsü olması gerektiğini, üstlendiği görevin tanımlanması gerektiğini anlatıyordu. Sancar röportajında özetle şunu da diyor; Türkiye’de Cumhuriyet kurulurken demokratik olarak kurulmadı. O nedenle demokratik ayağı eksik kaldı. Şimdi Öcalan’ın dahil olmasıyla bu eksiklik tamamlanacakmış. Gözümüz aydın!
Öcalan’ın Kürt kadınları ile ilgili yazdıklarını bazı Kürt aydınlarının özeleştiri olarak değerlendirdiklerini gördüm. İlginç!
***
Öcalan’ın son dönem DEM Partililerle yaptığı görüşmelerin tutanakları da zaman zaman basına sızdırılıyor. Orada hep dikkatimi çeken, heyetle Öcalan’ın konuşma tarzı. Öcalan heyeti sürekli azarlıyor. DEM’i yetersiz olmakla, kendisini anlayamamakla, beceriksiz olmakla falan suçluyor.
Tarihte çok gördüğümüz bir pattern var. Diktatörler kendi halklarından aslında hep nefret ederler. Kendi halklarını yetersiz ve akılsız bulurlar. Halk bir şey istiyorsa o yanlıştır, bu cahil ve zavallı yaratıklar kendileri adına doğru kararları veremezler. Diktatörler o nedenle seçim yapmak istemez ya da seçimle gitmezler.
***
Kamboçya’da diktatör Pol Pot, halkının okumuşlarından nefret etmişti. Gözlük takmayı bile yasaklamış. Okumuş herkesi yeni baştan eğitime tabi tutulmaları için köylere çalışmaya yollamıştı. Milyonlarca insan öldü. Kaddafi, kendi halkına ‘fareler’ demişti. Enver Hoca, Arnavutluk halkını o kadar aptal buluyordu ki, ‘kapitalist dünyadan gelen her şeyden etkilenirler’ diye ülkeyi bir açık hava hapishanesine dönüştürdü.
Diktatörler her şeyi en iyi kendilerinin bildiğine inanır. Kendi insanlarına bir baba şefkati vaadi altında ise nefret sunarlar. Arada hatırlamakta fayda var.