Siyasetçi olsam valla şu an Erdoğan’ın yerinde olmak isterdim. İki üç hamle ile bütün Türkiye siyasetini kendi konfor alanına göre yeniden dizayn etti. Kendi konfor alanına girdi, siyasette ilk parladığı yılların ortamına geri döndü.
***
Yaşı yetenler hatırlayacaktır. 90’lı yıllarda solun iç kavgası AKP’nin aradan sıyrılmasına ve ücretli kesimin, mavi yakalıların sosyal demokrasiden kopan muhafazakar siyasete yönelmesine yol açtı. Solun bayraktarlığını yapan iki büyük parti vardı: Bülent Ecevit’in liderliğindeki DSP ve Erdal İnönü’nün ardından Deniz Baykal’ın yönetimine geçen SHP… - Ki SHP daha sonra CHP adıyla birleşecekti.-
İşin en acı kısmı, bu iki partinin tabanının, seçmeninin, ideolojik köklerinin neredeyse birebir aynı olmasıydı. İkisi de “solcu”, “laik”, “emekçi yanlısı” ve “Cumhuriyet değerlerine bağlı” kitlelere sesleniyordu. Ancak liderler arasındaki tarihi uyumsuzluk, ego çatışmaları ve “kimin solcu olduğu” iddiası, bu iki hareketi devasa birer rakip haline getirmişti. Bu iç savaşın en net faturası 1994 yerel seçimlerinde kesildi. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde sol oylar DSP ve CHP (o dönem SHP) arasında yarı yarıya bölündü. Örneğin İstanbul’da DSP adayı ile SHP adayı aldıkları oyları alt alta topladığınızda rahatlıkla seçimi kazanabiliyorlardı. Ancak oylar bölününce, üçüncü bir alternatif olan Refah Partisi’nin adayları (Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da, Melih Gökçek Ankara’da) ellerini sıvazlayıp sandıktan birinci çıktı. 1990’lardaki o meşhur “sol oyların bölünmesi” travması tam olarak bu günlerde, bu rekabetle literatüre girdi. O dönem sokakta, kahvehanelerde, üniversitelerde insanlar “Ecevitçi” ve “Baykalcı” diye kıyasıya tartışır, bazen aynı ideolojiyi savundukları halde birbirlerinin yüzüne bakmazlardı. Ecevit halkçı, mütevazı ve köylü/emekçi odaklı bir sol çizerken; Baykal daha entelektüel, kentli ve parti içi tabana dayanan bir CHP kimliği savunuyordu. Bu rekabet, sağ iktidarların (Tansu Çiller, Mesut Yılmaz gibi isimlerin) neredeyse zahmetsizce iktidarda kalmasını ya da ortak olmasını sağlıyordu.
***
1990’lı yılların ortaları, Türkiye solunun ve sosyal demokrasinin hem en kalabalık kitlelere ulaştığı hem de kendi eliyle en büyük fırsatları teptiği, adeta bir “siyasi trajikomedi” dönemidir. 30 yıl öncesine, özellikle 1994 yerel seçimlerine ve 1995 genel seçimlerine baktığımızda gördüğümüz manzara şudur: Sol, bu ülkede hiçbir zaman o kadar güçlü olmamıştı; ama hiçbir zaman da kendi içinde bu kadar acımasızca parçalanmamıştı.
***
Pazar akşamı X’te Burhanettin Bulut - Gürsel Tekin kavgasını takip ettik. 3,5-4 saat atıştılar. İki isim birbirinin ne kadar yolsuz, ne kadar kriminal olduğunu anlatmak için yarışa girmişti.
Özgür Özel her açıklamasında “Bizim konumuz CHP değil” diyor ama öyle olmuyor.
Öyle bir siyasi atmosfer oluştu ki, CHP’liler ve Yeni Partililer birbirlerinin ne kadar yolsuz olduğunu kanıtlama yarışında. Çok yazık! AKP seçmeni olsam, “Yahu siz düne kadar aynı safta siyaset yapmadınız mı? Kol kola yürümediniz mi? Bugün yanınızda tuttuklarınıza da yarın aynı muameleyi yapmayacağınız ne malum!” derim.
***
Eski Türkiye bazen nostaljik bir şekilde özleniyor ya. Eski Türkiye’yi de özlemek bir moda bir yerde. Buyurun! Eski Türkiye bir yerde ayağınıza geldi.