Kısa Dalga’da Bahar Akpınar uzun süredir üzerine düşündüğüm ama adını koyamadığım meseleyi ele almış. Muhalif kamuoyunun öfkesi meselesini. Aslında Akpınar’ı okuyana kadar bu duygu durumunun öfke olduğunu bile tam fark edememiştim. Belki daha ziyade bir tür kaygı huzursuzluk durumu gibi tarif ederim ama Akpınar daha doğru tariflemiş. Muhalif toplum sürekli öfkeli. Öfke bir yere yönelemediği için da zaman zaman anksiyeteye dönüşüyor.
***
Pankaj Mishra, günümüzde popülist siyasetin yükselişini bu öfke siyaseti ile tarif ediyor. Yeni tip popülist liderler vatandaşları bir projeye değil bir duyguya ikna ediyor. Vatandaş liderle rasyonel değil bir duygu durumu üzerinden özdeşlik kuruyor. Bana ne vadediyor değil. Benim kadar öfkeli mi, benim kadar üzülüyor mu? Lideri takip etmeyi bu özdeşlik üzerinden kararlaştırıyor.
***
Ekrem İmamoğlu tutuklandıktan sonra, Özgür Özel Türkiye’yi il il ilçe ilçe gezerek bir miting serisi başlattı. Muhalif kamuoyu çoğu zaman Özgür Özel’i ‘helal olsun’ diyerek, kimi zaman da gözleri dolarak dinledi ve izledi. Gidebilenler mitinglere gitti, gidemeyenler evlerinde muhalif kanalları son ses açtı. Yaşanan toplumsal öfke ve üzüntü seline dahil oldu.
***
Bahar Akpınar’dan bir alıntıyla devam etmek istiyorum.
“Öfke insana enerji verebilir, hatta onu ayağa kaldırabilir; ancak yön duygusundan yoksun bir öfke kolayca manipüle edilebilir bir enerjiye dönüşebiliyor… Öfkenin manipüle edilebilir olmasını önlemek gerekiyor. Diğer yandan kaybedilen her şeyin yasının da bir şekilde hissedilmesi gerektiğine inanıyorum. Burada yas sözüyle geri çekilmeyi ya da içe kapanmayı kastetmiyorum. Kaybın adını koyabilme kapasitesinden bahsediyorum.”
***
Popülist siyasetin yükselişi tamamlanmak üzere. Trump’la beraber bu tip siyasetin iktidara geldiği zaman anlamlı yönetebilme yetisinden yoksun olduğunu gördük. Muhtemelen benzer tecrübeleri Avrupa’da da göreceğiz.
***
Türkiye’de de muhalefet açısından öfkede birleştirmek bir duygudaşlık yaratıyor ve bir tür siyaset üretiyor. Ancak bu siyaset yönetmeye namzet bir siyaset mi?
Akpınar’ın çağrısına katılıyorum. Bir noktada muhalif kamuoyu olarak kayıpların çetelesinin çıkarılması ve duygu patlamasından uzakta rasyonel bir değerlendirmesinin yapılması artık elzem. Duygusal bir köktenci reddiyecilik değil de durumun gerçekçi tarifi, ardından da strateji çizilmesi artık muhalefetin kaçamayacağı bir seçenek olarak görünüyor. Öfkeyi uzatmak zaferi getirmeyecek.