İktidar partisinin ünlü isimlerinin kapalı kapılar arkasındaki değerlendirmeleri ile kamuoyu önündeki tavırları arasındaki çelişki içler acısı. Bu ruh hali, siyaset sosyolojisi açısından araştırmaya değer.

Birilerinin cuma günü mutlak butlan kararı çıkacağını duyup, engellemek için Cumhurbaşkanından randevu almaya çalışırken, başka birilerinin kararı perşembeye çektirdiği bir partiden söz ediyoruz!

İktidar kararlarının nerede alındığı konusunda herkesin şüphesi var. ‘Derin mekanizmalar, arka kapı diplomasisi, Reis’i kötü etkileyenler’ lafları sürekli duyuluyor. AKP’nin ‘hayalet sürücüsünün’ kim olduğu yönünde herkesin fikri aynı gibi!

İktidar partisinde ‘siyaset üretme, karar alma, ortak akıl, toplumun sesine kulak verme’ gibi mekanizmaların nasıl işlemediğine-işletilmediğine ilişkin yeterince örnek var.

***

Aslında parti içi mekanizmalar ve parti içi demokrasinin kadük edilmesi süreci, Türkiye’de yaşanan antidemokratik kararlarla paralellik içeriyor.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ‘ne şiş yansın ne kebap’ kararları, AKP genel başkan yardımcılarının ülkenin sorunlarını ve CHP operasyonunu es geçip, “Normal şartlarda anayasa nasıl değiştirilir?” başlıklı sunumu bu vahim tabloyu tamamlıyor.

AKP’nin kurumsal yapısındaki tıkanıklığa, karar verme mekanizmalarındaki ciddi sorunlara bakarsak;

- Partinin toplantılardaki hava çok sıkıntılı. Gerçek gündemle ilgili tek bir şey konuşulmuyor. Uzun sunumlar ve gereksiz çalışmalar toplantının tamamını kaplıyor. En kötüsü de MKYK toplantıları. Müzakere ve görüşme için masa olması gerekir. Salonda organize edilen 100 kişilik toplantılar, konferans tadında yapılıyor.

- Vatandaşın talepleri, yapılacak yasal düzenlemeler, bakanlıkların tartışmalı kararları müzakere edilmiyor. Partinin yöneticileri toplantılara dinleyici olarak girip, dinleyici olarak çıkıyorlar. Muhataplık yok.

- AKP milletvekillerinin ısrarlı devamsızlığını grup psikolojisi açısından değerlendirenler var. ‘Aidiyet duygusunu kaybetmek’ olarak yorumluyorlar. ‘Süreçlere katılma, kararları etkileme, uzmanlık alanlarını gösterme ve sonuç alma’ gibi tüm aşamaların dışındalar.

- “Eskiden milletvekilleri çalışmalara dostluk ahbaplık için, birbirlerini görmek için katılırlardı. Kulislerde uzun sohbetler yapılırdı. Ancak vekiller o duygudan çok uzak. Kimse kimseyi birbirine yakın hissetmiyor. Grup yönetiminin bu açıdan bağ kurması gerekirdi. Maalesef bir iki kişi dışında böyle bir mekanizma da yok” diyen vekiller çoğunlukta.

- Genel Kurul’u çalıştırmak için AKP’lilerin çoğunlukta olması gerekiyor. Cumhur İttifakının küçük ortağı hiçbir konuda sorumluluk almadığı için iş AKP yönetimine düşüyor. Ama onlar da ne yaparlarsa yapsınlar, aylardan beri milletvekillerinin çalışmalara katılmalarını sağlayamıyorlar. Bu konu, mutsuzluk ve verimsizlik ile açıklanıyor.

“Herkesin ağzında kekremsi bir tat var. Sistem işlemiyor…” diyen AKP’liler var.

- TBMM’nin özellikle de Genel Kurul’un temposu tüm zamanların en kötü verilerine sahip. Saatler süren çalışmalara rağmen haftada sadece 5 yasa maddesi kabul edilebiliyor. Bir günde 12 kez yoklama isteniyor. AKP’lilerin bunu savuşturacak milletvekili asla salonda olmuyor.

- Bütün bunlar yaşanırken AKP’de karar verici olarak görünenlerin ‘sessizliği’ çok şey söylüyor. Partinin vitrinindeki siyasetçiler hiçbir konuda karar verici olmadıklarını kabul etmiş gibiler. İçlerine sinmese bile kuralsız bu sistemin nimetlerinden yararlanmaya devam ediyorlar.

Demokrasiyi gidecekleri yere kadar bilinecekleri tramvay olarak yorumlayanlar, yolun bittiğini göremiyor…