İktidar kanadının, ‘PKK mağaraları ve silahları teslim etmeyi durdurdu’ şeklindeki bilgilendirmesini destekleyen sözler, birkaç gün önce TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan geldi.

“Silahların bırakılması konusunda İmralı’nın iradesinin dışında ciddi gecikme olduğunu görüyoruz” sözlerinin ardından, devreye girildiği ve krizin çözüldüğü iddia ediliyor. Kimine göre sayısı 20’yi geçen mağaraların, silah ve mühimmatın teslimi sürecinin yeniden başladığı bilgisi verildi.

AKP kulislerinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Bu işi Meclis tatile girmeden halledin” talimatı verdiği dillendirilmeye başlandı. Aynı süreçte, İmralı ile devlet temsilcileri arasında çerçeve yasayla ilgili birden fazla toplantı yapıldığı öne sürüldü.

Hemen ardından AKP grup yöneticilerinin temasları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yapılan bakan ziyaretleri başladı. Bayram sonrasındaki bu hareketliliği değerlendirenlere göre;

* Taraflarca varılan mutabakata göre cezaevindeki PKK’lılarla ilgili aylardan beri yazılıp çizildiği gibi ‘denetimli serbestlik, şartlı salıverme’ şeklindeki infaz düzenlemesi unsurları geçerli olacak.

* Suça karışmayan örgüt mensupları başlığındaki çalışmalar netleşmeye başladı. Bunların Türkiye’ye girişleri, çalışma ve siyaset yapma gibi talepleri ayrı bir başlık altında düzenlenecek. Sınırlamalar söz konusu olabilecek.

* Türkiye’ye dönmesi istenmeyenlerle ilgili liste revize edilecek. Bunların üçüncü ülkelere gidebilmeleri için kırmızı bültenden çıkarılmaları gerekecek. Çalışmanın diğer bir diğer ayağı olacak. Bu listedeki isimlerin 200 civarında olduğu savunuluyor.

* Düzenlemenin ana unsurunu, PKK’lılara 5 yıl denetimli serbestlik, eş zamanlı 5 yıl siyaset yasağı konulması oluşturuyor. Farklı süreler, tartışma konusu olsa da ağırlıkla buna yakın duruluyor. Bu sürede suç işlenmesi durumunda tüm haklar yanıyor.

* Buraya kadar sıralananlar, az-çok biliniyor. Ancak hukukçu siyasetçilerin dikkat çektiği başka bir konu infaz düzenlemelerinin uygulanmasının diğer sonuçları.

* Net olan bir şey var ki; düzenlemenin sadece PKK’lılar için geçerli olması mümkün değil. Eşitlik ilkesine aykırı. Dolayısıyla bu hükümlerin, cezaevinde olan tüm suçluları kapsaması ve düzenlemenin bir nevi ‘genel affa dönüşmesi’ söz konusu olabilecek.

*Hukukçu siyasetçiler, PKK Terör Örgütü Lideri Abdullah Öcalan’a özel hükümler uygulansa bile diğer mahkumların düzenlemeden yararlandırılmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar.

* Her şeyden öte Anayasa Mahkemesi’nin bunu iptal edip, tüm tutuklular için geçerli kılmasından kaçmak mümkün değil. Hukuken doğru kabul edilebilecek böyle bir düzenlemenin, doğal olarak siyasi sonuçları olacak.

* Hukuken herkesi kapsamasına izin verilmesi kadın cinayetleri ve tecavüz vakalarından hüküm giyenlerin, çocuk istismarcıları, dolandırıcılar, FETÖ’cülerin dışarı çıkması anlamına gelecek. Sadece PKK’lılara sınırlı tutulması hem hukuki olmayacak hem de seçimlerden önce verilecek en kötü mesaj olacak.

İktidar açısından yukarda yazdıklarımızdan başka bir sorun ise bir zamanlar terörist denilen unsurların siyaset yapmasına nasıl izin verileceği konusudur. Her ne kadar süreli siyaset yasağı ile bunu zamana yayma planı varsa da toplumsal ikna sürecinin çok önemli olduğu düşünülüyor.

Sürecin içinde olan istihbarat kaynakları, IRA ve ETA dahil dünya örneklerini sıralıyor. Dünya’daki benzer çözümlerin siyasal meşruiyete geçişle sağlandığı anlatılıyor. Bu geçişin devlet otoritesini ve toplumsal barışı zayıflatacak değil güçlendirecek biçimde yönetilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

Süreçte önemli iki risk olduğunu söyleyenler, “Örgüt resmen feshedilmiş görünür ama bölgesel milis bağlantıları ve kriminal ağlarla hayatta kalmaya devam eder. Bu senaryo devleti sürekli belirsizlik içinde bırakır. İkinci risk yeniden radikalleşmedir. Bu nedenle, silahın devreden çıkması için siyasal alanın kapanmaması gerekir” yorumları yapıyor.

Bu tartışmaların nereye evrileceğini yaşayarak göreceğiz…