Bir süreden beri, hükümetin ekonomiyle ilgili kararlarında ve bunların yargıya taşınan bölümlerinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in haksız kazancı önlemek için çıkardığı yeni SPK kararı örnek gösterilirken, diğer yandan kendi içlerindeki ‘hesaplaşmanın nedeni’ merak ediliyor.

İktidar partisinde ekonominin gidişatı konusunda ‘umudunu yitirmeyenler’ ile ‘borçlanmadan başka şansımız yok, ekonomik durum seçime yetişmez’ diyen olmak üzere iki grup var.

***

İyimserler faizlerin planlandığı gibi olmasa da düşme sürecine girdiğini, rezervlerin toparlandığını, ABD-İran savaşının etkilerinin ÖTV’den vazgeçilerek halka yansıtılmadığını anlatsalar da daha uzun bir yol olduğunun farkındalar.

Bu grup, Şimşek’in ısrarla üzerinde durduğu son SPK kararlarının altını çiziyor. Borsa spekülasyonları ve haksız kazanç konusunda uluslararası ekonomi dünyasından ve AB ülkelerinden çok ciddi uyarılar geldiğini, muhafazakar sermayede rahatsızlık yaratma pahasına operasyona gidildiğini anlatıyor.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 28 Ağustos 2026 tarihli bülteniyle yatırım fonları ve borsa dışı pay satışlarına yönelik kapsamlı kuralları içeren yeni fon rehberi yayımladı. Düzenleme başta serbest fonlar olmak üzere sermaye piyasasında köklü sınırlandırmalar ve yeni yükümlülükler getirdi.

***

İktidar kaynakları, yerli fon yöneticilerinin bile bizzat SPK’ya şikayette bulunmasına yol açan “hileli-koordineli işlemler” sorununu ortadan kaldırmak için alınan kararların çok önemli olduğunu savunuyor.

Muhalefet ise yıllarca, piyasa teamüllerine aykırı olağanüstü fon hareketlerinin arkasında siyasi nüfuzunu ve içeriden aldığı bilgileri (insider trading) kullanan iktidara yakın muhafazakar sermaye gruplarının olduğunu, bu yapıların borsa tahtalarını adeta “kendi mülkleri gibi” yönettiğini iddia etmişti.

Gelinen bu nokta, uzun süreden beri istediği düzenlemeleri yaptıramayan Mehmet Şimşek’in istediğini alması olarak yorumlanıyor. Bu adımın siyasi güç ve ilişkileri kullanarak haksız kazanç elde edilmesiyle ilgili ‘bozuk yapıyı’ ne kadar düzelteceği merak konusu.

Son dönemde Melih Gökçek ve ailesinin serveti, Binali Yıldırım ailesinin şirketleriyle ilgili soruşturmalar ve gelişmelerin, parti içindeki yansımalarına daha sonra ayrıca bakacağız.

***

Ancak, ekonomiye taşradan bakan AKP’li siyasilerin ‘SPK, bankalar ve büyük sermayenin’ dışında saptamaları var. Özellikle deprem bölgesi vekillerinin.

Deprem bölgelerinde teslim edilmeyen konutlar ve işyerleri çok konuşuluyor. Teslim edilenlerle ilgili sorunlar ise saymakla bitmiyor. Bütün bu sorunları çözmek için zamana ve paraya ihtiyaç var. Bakanlıklar arası çatışmalar da bu yüzden çıkıyor. Bu sorunların olası bir seçim takvimine kadar halledilemeyeceğinden yakınıyorlar.

Bunun dışında, sokaktaki vatandaşı ve seçmeni ilgilendiren hayat pahalılığı ve alım gücünün düşmesi, enflasyonun kalıcı hale gelmesi gibi sorunlar güncelliğini hiç kaybetmiyor.

***

Genel işsizlik oranlarının ötesinde, özellikle üniversite mezunu gençlerin ve kadınların işgücüne katılımının hızla düşmesi, eğitimli ve yetişmiş insan kaynağının yurt dışına gitmesi gibi temel sorunlar yerinde duruyor.

Esnaf, emekli, dar gelirli derken, çiftçi ve üreticinin durumu en az diğerleri kadar vahim. Yüksek girdi maliyetleri, plansız üretim ve lojistik sorunlar nedeniyle gıda enflasyonu kronik bir sorun olmaya devam ediyor.

Dolayısıyla ahtapot misali çok kollu bacaklı ekonominin hali, muhafazakar sermayeye yönelik operasyonlar, iktidar mensuplarının kafasını açılım sürecinden daha fazla meşgul ediyor!