BAŞKENT siyasetinin bizi sürüklediği rotadan çıkıp, iktidarın yönetim hatasından kaynaklanan ciddi sorunlara bakmak gerekir. Milyonlarca insanı ilgilendiren, her gün şikayet konusu olan ama gündemde yer bulamayan sağlık sorunlarının önemli bir ayağı var: Üniversite hastaneleri...
Hizmet ve kaynak açısından can çekişen hastanelerin durumundan iktidar sorumlu. Çıkardıkları yasanın tek bir maddesi yüzünden yaşanan bu krizi, yeni bir yasa ile gidermeyi planlıyorlar.
***
Şöyle ki; üniversitelerin bütçe yetersizliği, doktor ve sağlık personelinin ücretlerinin düşmesine neden oldu. Onlar da devlet hastaneleri ve özel sektörü tercih etmeye başladılar. Mecburi hizmet için bile üniversite hastanelerinin tercih edilmediği iddia ediliyor. Tıp fakültelerinde hoca sorunu başladı.
Aralık 2017’de 4-D olarak bilinen taşeron işçilerin kadroya alınmasına ilişkin yasanın hiç beklenmedik sonuçları oldu. Hükümet, bu maaşları merkez bütçeye almak yerine kadroların bulunduğu üniversitelerin ödemesini zorunlu tuttu. Bu rakamlar, üniversitelerin büyüklüğüne göre gelirlerinin, yüzde 30 ile yüzde 45’ine ulaştı.
Böylesine büyük bir maliyetin üniversite hastanelerinde ciddi sonuçları oldu. Maaşlar azaldı, kadrolar kaçtı, binaları ve cihazları yenilemek için bütçe yaratılamadı.
***
Üniversite hastanesi çalışanlarının yıllardan beri dile getirdiği bu sorunları duyan olmadı. Sağlık-Sen her platformu bunu anlatmak için kullandı. Sağlık Bakanlığı yönetimi durumun farkında olduğunu dile getirse de adım atılmadı.
Ta ki, YÖK yasa değişikliği çalışmalarında, siyasileri yakalayan rektör ve dekanlar durumun ne kadar trajik olduğunu örneklerle anlatana kadar…
AKP’li bazı siyasiler, Sağlık Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, masaya oturdu ve yeni bir taslak hazırlıklarına başlandı. Amaç, üniversite hastanelerinin eski güçlü zamanlarına kavuşturmak olsa da taşeron işçilerin maliyetinin merkezi bütçeye alınması en önemli başlığı oluşturuyor.
***
Taslak çalışmaları için yapılan toplantılarda, yaşanan bütçe sorunu nedeniyle, hastane binalarının yenilenmesi, eski teknoloji cihazların değiştirilmesi, doktorlar başta olmak üzere sağlık personelinin maaşlarının iyileştirilmesi gibi konular gündeme getirildi.
Öyle ki; bu durumun tıp fakültelerine hoca bulma sorununa dönüştüğü, ücret politikası nedeniyle deneyimli isimlerin özel hastaneleri ve devlet hastanelerini tercih ettiği anlatıldı.
Aynı sağlık personelinin aldığı maaşın, hastaneden hastaneye 130 bin lira fark ettiğine ilişkin örnekler var. Aynı semtteki üniversite hastanesi ile şehir hastanesinde görevli iki doktor arasındaki maaş farkından söz ediyoruz.
***
Ayrıca hasta sayısı hesaplamasının yanlışlığına ilişkin çarpıcı örnekler aktarıldı. Uzman bir doktorun ne kadar hasta muayene ettiği gibi bir ölçünün, ihtisas gerektiren bazı alanlar için son derece yanlış olduğu anlatıldı.
Örneğin, normal bir göz muayenesi ile behçet rahatsızlığı bulunan bir hastanın göz muayenesinin aynı süre olamayacağı, saatler süren işlem gerektirdiği, bununla uğraşan bir doktorun yeterli hasta muayene etmediği gibi bir kritere takıldığı aktarıldı.
Konu açıldıkça, bütçe, eğitim kadro, eski teknoloji, yanlış hesaplanan hasta kriterler gibi ciddi bir sorun yumağı ortaya çıktı.
***
Ekimde TBMM’ye sevk edilmesi planlanan yasada üniversitelerin harcamalarının üniversite yönetimi, YÖK, Sağlık Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinden oluşan bir üst kurul tarafından denetlenmesi de yer alacak. Ancak, bu işleri hızlandıracak mı bürokrasi mi yaratacak tartışmalı.
Başta dediğimiz gibi aslında bakmamız gerekenlerin gözden kaçırıldığı bir girdapta yaşıyoruz. Hangi sektör ve bakanlıkla ilgili başlık açılsa ciddi sorunlar çıkıyor. Bunları konuşmamız gerekirken, ‘algı operasyonları ve sanal gündemlerde’ debeleniyoruz…