İş adamı Rahmi Koç fıkra anlattı:
-“Doktor, Kürt kadının derdini dinlemiş. ‘Hanımefendi perdenin arkasına gidin, soyunun’ deyince kadın, ‘Doktor Bey, önce sen soyun’ demiş...”
Ortalık karıştı...
Silahlı saldırı bile oldu…
Peki, aynı fıkrayı tersine çevirelim:
-‘Kadın doktor, Kürt erkeğin derdini dinlemiş. ‘Beyefendi perdenin arkasına gidin, soyunun’ deyince adam, ‘Doktor Hanım, önce siz soyunun’ demiş...”
Fıkra böyle olsaydı aynı tepki ortaya çıkar mıydı? Fıkra kimliğe yönelik ayrımcılık olarak yorumlanır mıydı?
Fıkra için kimse “erkekleri aşağılıyor”, “erkeklere karşı nefret üretiyor” ya da “etnisite kimlikle alay ediyor” der miydi?
Sanmıyorum...
Toplum kimlikler karşısında her zaman aynı refleksi göstermiyor.
Bazı kimlikler söz konusu olduğunda en küçük imâ bile ayrımcılık olarak görülürken, bazı kimlikler hakkında kurulan benzer ifadeler gündelik mizahın olağan parçası kabul ediliyor.
Bu yüzden tartışmanın merkezinde bir fıkra değil, toplumun olaylara hangi ölçüyle baktığı sorunu bulunuyor.
Aynı hikâyeyi anlatıp yalnızca karakterlerin yerini değiştirdiğinizde ortaya çıkan tepki değişiyorsa, tartışma artık fıkranın kendisiyle ilgili değildir…
Açayım konuyu:
Metinler nasıl okunur
Metinlerin gizli anlamlarını araştıran yapısalcılık akımının etkisindeki Fransız düşünür Roland Barthes’a göre insanlar metinleri olduğu gibi okumaz. Herkes okuduğunu, kendi kültürü ve önyargılarıyla yeniden yorumlar…
Bir metnin anlamı yalnızca kelimelerin içinde saklı değildir. Anlam, metin ile onu okuyan toplum arasındaki ilişkide ortaya çıkar.
Bu nedenle aynı fıkra farklı dönemlerde, farklı kültürlerde ve farklı insanlar tarafından bambaşka biçimlerde yorumlanabilir.
Burada da olan budur:
Fıkranın kurgusu aynı...
Mizahın mantığı aynı...
Olay örgüsü aynı...
Yalnızca kadın ile erkek yer değiştiriyor. Eğer bu küçük değişiklik metnin anlamını kökten değiştiriyorsa, o zaman incelememiz gereken fıkra değil, onu okuyan toplumun zihinsel kodlarıdır…
Evet insanlar metinleri olduğu gibi okumaz; her okuma, kültürün, alışkanlıkların, önyargıların ve tarihsel deneyimlerin süzgecinden geçer. Bu yüzden bazen aynı cümleyi iki kişi okur; biri hakaret görür, diğeri mizah görür.
Roland Barthes’n işaret ettiği gibi, bir konuşmanın-metnin anlamı yalnızca konuşanın-yazarın niyetinde bulunmaz. Anlam, okuyanın zihninde yeniden üretilir...
Toplumun bir kesimi fıkrayı mizah metni olarak okuyor, dinliyor. Bir başka kesimi ise metnin içindeki kadınlık ve etnik kimliği merkeze alıyor. Böylece tartışma fıkranın kurgusundan çıkıp kimlikler üzerine kurulan farklı okumalara dönüşüyor…
O halde sorulması gereken soru şu: Gerçekten fıkrayı mı konuşuyoruz?
Yoksa fıkranın içine; kendi korkularımızı, hassasiyetlerimizi, kimlik mücadelelerimizi mi yerleştiriyoruz?
Bazen bir toplumun ne düşündüğünü anlamanın yolu yazılan metne bakmak değil, aynı metni nasıl okuduğuna bakmaktır…
Fıkra bunu ortaya çıkardı.
Polemik, mizahın ötesinde
İş adamı Rahmi Koç’u anlamak gerekiyor. Onun yetiştiği Türkiye ile bugünün Türkiye’si aynı ülke değil!
Rahmi Koç’un gençlik yıllarında Karadenizli, Kayserili, Laz, Kürt, Yahudi, Bektaşi, Temel, İncili Çavuş, Bekri Mustafa fıkraları gündelik mizahın olağan parçasıydı.
Bu hikâyeler kimlik tartışması olarak değil, mizah olarak dinleniyordu.
Oysa son otuz-kırk yılda Türkiye değişti; kimlikler siyasetin merkezine yerleşti.
Kadınlık, etnik köken, inanç, cinsiyet ve kültürel aidiyet toplumsal gerçeklik olmaktan çıktı, siyasi ve kültürel mücadele alanına dönüştü.
İşte… Bu nedenle insanlar artık mizahı yalnızca fıkra olarak görmüyor.
Kadınlar kadınlığı duyuyor…
Erkekler erkekliği duyuyor…
Kürtler Kürtlüğü duyuyor…
Türkler Türklüğü duyuyor…
Muhafazakârlar muhafazakârlığı duyuyor…
Sekülerler sekülerliği duyuyor…
İnsanlar artık aynı hikâyeyi dinlemiyor; herkes önce kendi kimliğini duyuyor!
Herkes fıkrayı kendi kimliğinin içinden okuyor…
Belki de bu yüzden son yaşanan fıkra polemiği mizah tartışmasından çok daha fazlası...
Eski kuşak, anlatılan hikâyeye bakıyor, yeni kuşak ise hikâyenin içindeki kimliklere...
Ortaya çıkan gerilim tam burada doğuyor.
Fıkrada kadın ile erkeğin yerini değiştiriyorsunuz. Hikâye değişmiyor. Ama yargı değişiyor!
Kadınlık, erkeklik, Kürtlük, Türklük... Aynı metin farklı gözlerde farklı anlamlar üretiyor.
Ülkemizde insanların savunduğu ilke ile uyguladığı ölçü artık aynı değil maalesef…
Oysa, ilkenin gerçek sınavı, istisna yapmadığınız andır.
Kimlikler konuşmaya başladığında; ilkeler susar, mizah ortak dil olmaktan çıkar...