Malazgirt denildiğinde zihnimizde hemen aynı sahne kuruluyor:

Bir tarafta Sultan Alparslan, karşısında Bizans İmparatoru Diyojen… İki ordu 26 Ağustos 1071’de karşılaştı, Bizans yenildi, “Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı”…

Bu anlatı yanlış değil. Ama fazlasıyla eksik

Malazgirt’in bir başlangıç değil, sonuç olduğunu anlatayım. Bunun için 1071’den geriye gitmek gerek:

Doğu Roma ile Sasani İran’ı, yüzyıllar boyunca Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Kafkasya’dan Suriye’ye uzanan coğrafyanın egemenliği için savaştı.

Bu mücadele salt toprak kavgası değildi; vergi gelirlerinin, tarım havzalarının, şehirlerin, ticaret yollarının ve insan gücünün kimin denetiminde olacağı meselesiydi…

Özellikle 7’nci yüzyılın başındaki son büyük Doğu Roma-Sasani savaşı iki imparatorluğu da tüketti. Şehirler defalarca el değiştirdi, tarım ve ticaret düzeni bozuldu, vergi kaynakları daraldı, iki imparatorluğun da hazinesi ve askeri gücü çok yıprandı...

Sasaniler Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu’daki bölgeleri Bizans’a bıraktı. Fakat Doğu Roma eski gücünde değildi…

Tam bu sırada Arabistan’da yeni bir güç çıktı. İslam, sadece yeni bir din olarak değil, kısa sürede yeni siyasal ve toplumsal örgütlenme olarak bölgenin dengelerini değiştirdi. Arap orduları Sasani devletini ortadan kaldırdı. Doğu Roma da Suriye, Filistin ve Mısır gibi vergi ve üretim merkezlerini Araplara kaybetti.

Böylece yüzyıllardır Roma ile İran arasında paylaşılmış olan Ortadoğu eski düzeni çözüldü.

Malazgirt’e giden uzun yol işte burada başladı…

Kaybedilen servet coğrafyası

Arap fetihleri, Doğu Roma/Bizans’ın sadece haritasını küçültmedi; ekonomik, mali ve askeri yapısını da değiştirdi.

Mısır’ın tahıl üretimi, Suriye’nin zengin ticaret-üretim merkezleri, Filistin’den geçen ticaret yolları ve bütün bu bölgelerden sağlanan vergi gelirleri artık Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’e akmıyordu...

İmparatorluk, Doğu Akdeniz’in en zengin üretim ve ticaret merkezlerinin önemli bölümünü kaybetti. Bu kayıp devletin vergi tabanını daralttı. Ve, daha az gelirle ordu beslemek, kaleleri korumak, uzun sınırı savunmak zorunda bıraktı.

Böylece Bizans’ın ağırlık merkezi Anadolu’ya kaydı. Verginin, insan gücünün ve askeri örgütlenmenin temel kaynaklarından biri Anadolu oldu.

7’nci ve 8’inci yüzyıllarda Bizans, Anadolu’yu “tema” adı verilen askeri-idari bölgelere ayırdı. Böylece vergi toplama, yerel yönetim ve sınır savunması aynı düzen içinde birbirine bağlandı. Fakat Anadolu artık Bizans’ın güvenli iç bölgesi olmaktan çıkmış, sürekli savunulması gereken sınır coğrafyasına dönmüştü. Toroslar’dan Yukarı Mezopotamya’ya uzanan kuşak, Bizans ile İslam dünyası arasında sürekli akınların, kalelerin, garnizonların ve nüfus hareketlerinin yaşandığı sınır coğrafyasına dönüştü. Bazı kentler küçüldü, bazı kırsal bölgeler boşaldı, devlet nüfusu ve üretimi korumak için yeni savunma düzenleri kurdu...

Ve Türkler bu sınıra geldiğinde karşılarında, yüzyıllarca savaşarak küçülmüş, gelir kaynakları daralmış ve Anadolu’ya yaslanmış Bizans buldu. Bu dönüşüm, ileride Malazgirt’in koşullarını hazırlayan önemli mirastı…

Türkler batıya niye geldi

Sasanilerin ortadan kalkmasıyla İran ve Mezopotamya’da oluşan yeni siyasal düzen, önce Emevîlerin, ardından Abbasilerin egemenliğine girdi.

Abbasiler 8’inci yüzyılda ağırlık merkezini Irak’a taşıdı. Bağdat, eski Sasani coğrafyasının ekonomik ve siyasi birikimi üzerinde yeni İslam dünyasının merkezi oldu.

Ancak bu düzen de kalıcı olmadı. 9’uncu yüzyıldan itibaren Abbasilerin siyasi gücü zayıfladı; İran, Horasan, Irak ve Suriye’de farklı hanedanlar ortaya çıktı. Bağdat’ın çevre üzerindeki denetimi giderek azaldı…

Tam bu dönemde Bizans doğu sınırında yeniden güç kazanmaya çalışırken, Orta Asya’dan gelen Oğuz-Türkmen toplulukları İran’a doğru hareket ediyordu.

Bu sadece savaşçıların ilerleyişi değil, aynı zamanda ekonomik göçtü. Hayvancılıkla yaşayan Oğuz-Türkmen toplulukları için geniş otlaklar, kışlak ve yaylaklar, sürüleri besleyecek yeni coğrafya hayati önemdeydi. Nüfus ve sürüler büyüdükçe mevcut meralar yetmiyor, yeni geçim alanları arayışı batıya doğru hareketi hızlandırıyordu.

Buna sınır bölgelerinde elde edilen ganimet, vergi ve ticaret yollarına ulaşma imkânı eklenince göç, giderek askeri ve siyasi karakter kazandı...

1020’lerden itibaren Horasan’a giren Türkmen grupları, İran ve Azerbaycan üzerinden Anadolu sınırına kadar yayıldı. 1040’taki Dandanakan Savaşı’nda Selçuklular Gaznelileri yenerek Horasan’a hâkim oldu ve İran’ın yeni büyük gücü haline geldi.

Selçuklu-Türkmen dünyası batıya ilerledi. Malazgirt’in siyasi-ekonomik coğrafyası böyle oluştu…

Tarihi salt savaş meydanlarından değil; üretim ilişkilerinden, göçlerden, ticaret yollarından, vergi düzeninden ve değişen iktidar dengelerinden okumak gerekir…