Uzun yıllar önceydi…

Radyo Cumhuriyet’teki odamda, tam karşımda Türk karikatürünün yüz aklarından sevgili Nuri Kurtcebe’nin çizgileriyle Nazım’ın Kuvayı Milliye Destanı’nın en çarpıcı bölümlerinden biri dururdu… Büyük şair Nazım Hikmet’in “Kuvayı Milliye Destanı’nın en çarpıcı bölümlerinden birisiydi bu. İki bölüm aynı tablodaydı. Üstte Mustafa Kemal’in çakmak çakmak gözleri yer alıyordu. Hemen alttaki bölümde de hilafet ve şeriat bayrağı altında ön planda Padişah Vahdettin, arkasında ise tüm çirkinliğiyle bir gerici yobaz resmediliyordu... Ve de Nazım’ın destanından şu müthiş sözcükler tüm yalınlığıyla adeta haykırıyordu:

Ateşi ve ihaneti gördük!

“Ateşi” sözcüğü tam Mustafa Kemal’in kalpağının üstüne düşmüştü, “ve ihaneti” sözcükleri ise Vahdettin’le gerici yobazın tam da üzerinde asılı kalmıştı!

İşte bu çizgi tablo, binlerce sayfa yazıda ancak anlatılabilecek,1923 devrimiyle taçlandırılan ulusal kalkışmayı bir çırpıda özetleyiveriyordu…

-Kalemine, beynine, yüreğine sağlık Kurtcebe…

Yukarıdaki satırları 27 yıl önce, 1998’de kaleme almıştım. Radyo Cumhuriyet, 75.Yılda büyük devrimciye ve ulusumuza Söylev’i (NUTUK) armağan etmeye karar vermişti.

-En büyük ihanetlerin yaşandığı o günlerde en büyük armağan bizce buydu!

Çok daha büyük ihanetleri yaşamamıza pek fazla zaman kalmamıştı ancak Türk Milleti henüz hiçbir şeyin farkında değildi!

Söylev, Mustafa Kemal tarafından okunduktan 71 yıl sonra ilk kez bir radyodan ulusa ulaştı. Meriç Velidedeoğlu, Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Türkçeleştirdiği Söylev’i aylarca süren bir çalışmayla radyoya uyarlamış, 23 bölümden oluşan Söylev’i Devlet Tiyatrosu sanatçısı Ali Düşenkalkar ve tiyatro sanatçısı Füsun Kostak seslendirmişlerdi.

-İşte tam da o sıralarda sevgili Nuri gece, gündüz demeden Nazım’ın Kuvayı Milliye Destanı’nı çizgi roman haline getiriyordu!

Büyük bir destan

Bana göre Nazım’ın destanı, Homeros’un “İlyada” destanından çok daha önemlidir…

Çünkü Homeros yıkılan bir medeniyeti, Truva’nın hileyle nasıl işgal edildiğini anlatır İlyada’da…

Nazım ise ilk kez mazlum bir milletin dünyanın en büyük emperyalistlerine ve uşaklarına attığı büyük tokadı anlatır, Kuvayı Milliye Destanı’nda!

Nuri Kurtcebe, işte bu büyük destanı müthiş bir çizgi roman haline getiren “kanımın son damlasına kadar Atatürk’ü çizeceğim” diyen bir büyük çizerdir!

Bu çılgın Türk, bu devasa savaşı tüm detaylarıyla çizebilmek için her şeyi göze aldı… İşsiz kaldı, evsiz kaldı, oradan oraya savruldu, kanser oldu ama yılmadı… Atatürk’le ilgili yüzlerce, binlerce kitabı, yazıyı tek tek inceledi… Eğer deyim yerindeyse “benim” diyen yakın tarih uzmanlarını geride bırakacak bilgi depoladı! Çizmeye başlamadan önce, yaptığı eskizlerle sponsor aradı… Kendisi için değil çizeceği Çanakkale Savaşı Destanı için aradı… Tüm istediği, atılma korkusu olmadan çizebileceği bir mekân, bu süreçte yaşamını sürdürebilecek kadar imkân ve çizim için gerekli malzemenin teminiydi…Tam olarak bulabildi mi peki? Hayır! Ama yılmadı…

-Ateşi ve ihaneti gören her Kuvayı Milliyeci gibi “inadına devam” dedi!

Kalpaksız kuvvacı asla pes etmez!

Sonrası epey hüzünlü…

Aradan geçen yıllarda telefonla konuşma dışında çok az görüşebildik, ama biliyordum ki, baş koyduğu projesinden vazgeçmiyor yine çılgınlar gibi çiziyordu!

Bir gün, kuryenin getirdiği zarfı açıp Kuvayı Milliye Destanı’nı, karşımda görünce inanın çocuklar gibi sevinmiştim. SİA Kitap tarafından yeniden basılmıştı…

Hemen aradım… Çanakkale Destanını çizmeye devam ediyordu. Bir an önce bitirip 1881-1938 arasını tümüyle çizgiye dökmek istiyordu!

Ancak bir yanda yoksunluklar, bir türlü bulunamayan sponsor ve maalesef yıllarca gece gündüz didinmenin getirdiği, gözlerinin artık isyan etmeye başlaması, kısacası tüm olumsuzluklar bir araya gelince çalışmaları da aksamaya başlamıştı!

Halbuki proje ile ilgili, tüm ön çalışmalar hazırdı. Çanakkale Savaşı Destanı’nın ilk cildi neredeyse bitmişti… Kendi yetiştirdiği birkaç öğrencisinin yardımıyla diğerleri de kolaylıkla yapılabilirdi… -Her şey, o çocukların yaşamını sürdürecekleri ve malzemelerin sağlanabileceği bir sponsorluk bulunmasına bağlıydı…

Böylece halkımız da Türk’ün ateşle, ihanetle ve de yedi düvelle savaşımını epik bir şiir tadında, bir yurtseverin mucize kaleminden adeta içer gibi okuyabilecek…Naçizane söylemem gerekirse; çocuklara büyük bir armağan, bu millete de tesirli bir anımsatma olarak eşsiz bir kitap olacak, Kuvayı Milliye Destanından sonra…

-Nuri Kurtcebe “unutulmazlar” arasında yer almayı anasının ak sütü gibi hak ediyor, çok yaşa kardeşim…