Yılmaz Büyükerşen kimdir?

-Öncelikle baştan aşağı bir başarı öyküsüdür!

Önce Anadolu Üniversitesi gibi müthiş bir eğitim yuvası yarattığı için, Açık Öğretimin mucidi olduğu için, bir Anadolu kasabasından, akıl almaz güzellikte, çağdaşlıkta bir Avrupa kenti yarattığı için her türlü övgüye sevgiye, saygıya, minnette layık bir beyefendidir Büyükerşen... Üstelik iktisatçıdır, üstelik kavga ile uzaktan yakından da ilgisi yoktur, yeri geldiğinde de kaya gibi sert, ancak zeybek oynamak için eğilebilecek bir üstün karaktere sahiptir...

Tam 5 dönem Eskişehir Büyükşehir Başkanı seçilen, kavruk bir Anadolu kasabasını dünyanın en gözde kentleri arasında ilk 10’a sokan Büyükerşen son yerel seçimlerde uzun yıllar birlikte çalıştığı Ayşe Ünlüce’nin aday gösterilmesi şartıyla aday olmamış, onun seçilmesi için gece gündüz çalışmış ve Ünlüce kazanmıştı…

Sonraki yıllarda da yeni başkanın danışmanlığını üstlenmişti… Yakın zaman önce de “bu kadar yeter” diyerek siyaseti bıraktığını açıkladı…

Hayatını bu kente adayan, yaptıklarıyla yalnızca koca bir topluma değil, rakiplerine hatta dünyaya parmak ısırtan, heykelinin dikilmesi gereken Yılmaz Hoca’ya geçenlerde 3 yıldan7 yıla kadar hapis istemi ile dava açıldı, iyi mi! Niçin peki?

-İhaleye fesat karıştırmak ve kamuyu zarara uğratmak gerekçesiyle!

Yalnızca bu da değil Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan duruşmada Büyükerşen için siyasi yasak da istendi!

Arşivimi açtım, bazılarından alıntılarla Büyükerşen-Eskişehir gerçeğini bir kez daha paylaşmaya karar verdim... Hem bilenlere bir kez daha anımsatmak, bilmeyenlere de belediye başkanlığı yapmanın ne anlama geldiğini göstermek için... Bu yazının başlığının anlamını daha iyi anlamaları için...

Keşke çok, pek çok Büyükerşen olsaydı!

Yıllar önceydi ve Çok önceden karar verilmişti zaten...

-Eskişehir’e gidilecek!

Gidilecek ve yeni açılan Kurtuluş Müzesi, genişletilip yeni heykellerle taçlandırılan Balmumu Heykel Müzesi gezilecek, Eskişehir’in insana cesaret ve mutluluk aşılayan, geleceğe dair umutlarını tazeleyen havası solunacaktı…

Çok soğuk ama güneşli pırıl pırıl günün ilk durağı Balmumu Heykel Müzesi’ydi... Son gördüğümden bu yana yeni salonlarla takviye edilmiş, heykel sayısı 193’e ulaşmıştı. Nasıl anlatayım diye düşündüm, sonra kararımı verdim:

-Anlatılmaz, yaşanır!..

Daha girişten itibaren adeta bir düş dünyasında gezindiğiniz, sanki uzansanız, dokunsanız canlanıverecekmiş gibi duran, geçmişten bugüne bu ülkenin değerleri önünüzde resmi geçit yapıyordu... İşte Kurtuluş Savaşı’nın kahraman komutanları, hemen yanında Atatürk’ün ailesi, annesi Zübeyde Hanım şahane bir gülümseyişle bakıyor, biraz ötede Mustafa Kemal, Ülkü ile oynuyor...

Bir köşede Nazım yanağını avucuna dayamış düşünüyor, diğer yanda İlhan Selçuk yazısını yazıyor, karşısında Turhan Selçuk Abdülcambaz’ı çiziyor... Tarık Akan, Yaşar Kemal, Gülriz Sururi daha geçen hafta yitirdiği eşi Engin Cezzar ile birlikte... Bir diğer salonda demokrasi köşesi, dünya liderleri köşesi... Gazeteciler, sanatçılar, ressamlar, sinemanın devleri, tiyatronun, balenin, operanın unutulmaz isimleri...

Ve son durakta tüm bu güzelliklerin yaratıcısı Yılmaz Hoca’nın balmumu üzerinde çalışırken yapılmış heykeli... Müze yöneticisi Nurcan Hanım duygularımı yazmam için “şeref defterini” getirdiğinde içimden şunu yazmak geldi:

-Keşke çok, daha çok, pek çok Yılmaz Büyükerşen olsaydı, Türkiye çok daha başka bir yer olurdu!..

Geçmişini bilmeyen geleceğini kuramaz!..

Kurtuluş Müzesi’ne hareket etmeden önce bir büyük sürprizle daha karşılaştık:

-Canlı Tarih Sahnesi!..

Bir tiyatro salonu gibi düşünün; sahneyi yukarıdan izliyorsunuz... Önce işgalden kurtuluşa bir film geliyor sahneye, gözyaşlarınızı tutmanız olanaksız... Sonra ışıklar içinde Mustafa Kemal Atatürk’ün balmumu heykeli alıyor sahneyi; konuşuyor, ellerini başını, vücudunu kullanarak kadını anlatıyor; kadının asaletini, yüklendiği ve yüklenmesi gereken sorumlulukları tane tane anlatıyor. Sonra diğer köşe aydınlanıyor; İsmet İnönü aynı şekilde Atatürk’ü ve kurtuluşu anlatıyor!

Çok iyi anımsıyorum, dışarı çıktığımızda hepimizin gözleri yaşlıydı! Bir süre sessizce yürüdükten sonra içimizden biri hepimizin düşüncesini yüksek sesle söyledi:

-Bu ülkeye tam da Yılmaz Büyükerşen kıratında adam gibi adamlar lazım...

İşte bu kıratta bir değer üstelik beraat ettiği bir davadan uzun yıllar sonra hapis cezası istemiyle yeniden yargılanıyor ve daha dün kadar kısa bir süre önce “bıraktım” dediği siyasetten yasaklanmak isteniyordu…

-Sevgili Hocam, sakın üzülmeyin, bu ülkenin insanları sizi çok iyi tanıyor, biliyor. Ayrıca ne demiş atalarımız? Yel kayadan ne alır!