Direnmek kolay değildir…

Cesaret ister, sabır ister… Çok daha önemlisi, mangal gibi yürek ister! Mesela korkak, sinsi ya da vicdansız birinin bir direnişte yer aldığını görmeniz mümkün değildir; şayet oradaysa ya yolunu şaşırmıştır ya da birliği bozmak, sabote etmek için oradadır!

Örneğin sarı sendikacıdan işçi-emekçi olmaz, olsa olsa düzenin başında kim varsa onun adamı olur, yüzbinleri cebe indirir, lüks AVM’lere benzeyen “sendika gökdelenlerinde” sefa sürer, zamanı geldiğinde verilen görevleri yerine getirir, keyfine bakar…

Eskişehir’den yola çıkıp, 190 kilometre yürüyerek Ankara’ya gelen, günlerce beton üzerinde yatıp, açlık grevi yapan, biber gazını, polis copunu hiçe sayan ve sonunda zafere ulaşanlara işçi-emekçi denir!

O madenciler, yalnızca hak ettikleri ancak ödenmeyen maaşlarını, kıdem tazminatlarını almakla kalmadılar, tüm ülkenin gönlünde yer ettiler, bir büyük direnişin simgesi olarak Tarih Baba’nın kar beyazı sayfalarında yer aldılar…

-İşçi tarihinin kahramanları payesini de gururla göğüslerine taktılar!

1 Mayıs’ın hikayesi!

Dün 1 Mayıs İşçi Bayramıydı…

Taksim Meydanı, Şişli caddeleri, Mecidiyeköy sokakları emekçiye yasaklanmıştı! Yetmedi; metro istasyonları, belediye otobüsleri de menedildi… Yasaklanan yerlerde yüzlerce, binlerce polis yukarıda sözünü ettiğim yerleri ablukaya almış verilen görevi yerine getiriyorlardı!

Hep merak etmişimdir; iktidarlar, işverenler bu bayramdan niçin bu kadar korkar? Niçin yılda bir kez tüm dünya emekçilerinin bayramını burunlarından getirmek için yasaklara sığınır? Ya da işçi bayramını “bahar bayramı” havasına büründürebilmek için uğraşır? Bunların her birinin yanıtı var elbette! Ama gelin biraz tarihin derinliklerine gidelim, bu bayram hangi acıların, direnişlerin sonucu ortaya çıktı, nasıl tüm dünyanın bayramı haline geldi görelim. Görelim ki, 1 Mayıs “bahşedilen” değil, işçinin-emekçinin anasının ak sütü gibi helal kazanılan bir bayram olduğunu görelim!

Komplolar ve direniş

1 Mayıs’ın ortaya çıkışı 1800’lü yılların sonlarına rastlar…

Ancak önce o yüzyılın başlarına bir göz atmamız gerek. ABD’deki fabrika sisteminin başladığı tarihlere. O tarihlerde çalışma saatleri ne kadardı biliyor musunuz?

-Gün doğumundan gün batımına kadar!

Diğer bir anlatımla, bu da mevsimine göre 14, 16 hatta 18 saate varan bir kölelik düzeniydi! 1820’li, 30’lu yıllarda ABD’nin sanayileşmiş bölgelerinde birçok grev yapıldı. İşçilerin istediği şey çok basitti:

-Günde 10 saat çalışmak!

Ancak işçiler bunu, hatta daha iyisini kazanabilmek için 1800’lerin son yıllarını beklemek zorunda kalacaklardı!

1881 yılında 500 bin işçiyi temsil eden “Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” 8 saatlik işgünü mücadelesini yükseltme kararı aldı.

ABD’nin Şikago kentinde 40 bin işçinin grev eylemi kanla bastırıldı. Bin 400 işçi işten atıldı. Greve çıkanlara açılan ateş sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi… 1886, bir dönüm noktasının başlangıcıydı; 1 Mayıs 1886’da Kanada ve ABD’de 350 bin işçi greve çıktı. Tarih böyle bir işçi eylemini ilk kez tanık oluyordu! İşçiler üretimden gelen güçleriyle tüm ülkede adeta yaşamı durdurmuştu…

Hayatlarını verdiler, 1 Mayıs’ı yarattılar

Hükümet ve işverenler bu eylemi hazmedemedi. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar, işverenle anlaşan sokak çetelerinin saldırıları yoğunlaştı. Olayların elebaşı olduğu öne sürülen 8 işçi hakkında idam talebiyle dava açıldı…

Dört yiğit işçi önderi Albert Persons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idama mahkûm edildi. Persons, özür dileme şartıyla affedileceği söylendiğinde tarihe geçen şu sözleri söyleyecekti:

-Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.

Ve asıldılar. İşte 1 Mayıs bu yiğit işçilerin üzerine inşa edildi. Onları asanlar ise tarihin kara kaplı defterinde küçük bir virgül dahi olamadılar!

-1890 yılında 1 Mayıs ilk kez tüm dünyada “Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü” olarak kutlandı.

Tüm dünyada kutlanan işçi gösterileri o kadar büyük ve coşkuluydu ki, her yıl yapılmasına karar verildi.

-O işçi önderleri hayatlarını vererek direniş bayrağını zirveye dikmiş, 136 yıldır aynı coşkuyla kutlanan 1 Mayıs’ı yaratmışlardı!

Türkiye’ye yer kalmadı. Onu da bir başka yazıda anlatırım. Ancak bilin ki, bizim tarihimizde de büyük, yiğit işçi önderleri hep var oldu…

-Hepsinin önünde saygı ve sevgiyle eğilmemiz gerek!