Vay be arkadaş, ne Barrack’mış... Pes doğrusu!
Tom Barrack’dan söz ediyorum; asıl mesleği emlakçılık yani toprak işlerinden çok iyi anlıyor(!) üstelik milyarder ve de ABD Başkanı Donald Trump’ın çok eski arkadaşı…
Bizimle ilgisi ise ABD’nin Ankara Büyükelçisi olması, ayrıca Suriye Özel Temsilcisi…Trump bu adama çok güveniyor olmalı ki, bu zatı dünyanın en civcivli bölgesine hem elçi hem de özel temsilci sıfatıyla gönderdiğini görüyoruz…
Ancak bu muhterem kişi, konuşmalarıyla, yaptıklarıyla adeta “Ortadoğu Genel Valisi” edasıyla davranıyor!
Hemen anımsayacaksınız, AKP’li Cumhurbaşkanı’nın ABD gezisi sırasında “Erdoğan’a meşruiyet verme” çıkışıyla ve sonrasında yaptığı açıklamalarla ortalığı birbirine katmıştı. Ulus devlet sözcüğünden büyük tiksinti duyan ve Ortadoğu’da bu tür devletlerin İsrail’in güvenliğini tehdit ettiğini söyleyebilecek kadar küstahlaşan Barrack, çok büyük tepki çekince, bu kez bakın ne demişti katıldığı TV programlarında ve verdiği demeçlerde:
-Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir!
Türkiye’ye biçtiği sistem buydu! Orada da durmamış, Örneklerle de açmıştı hayalindeki sistemi:
-Benim için İzmir, Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların bir arada yaşadığı, bu toplulukların harmanlandığı bir örnek. Bu tüm dünyada ve Ortadoğu’da olması gereken bir durumdur. Bence Türkiye tüm bunların merkez noktası olabilir!
Bu emlakçıya hiç kimse “Arkadaş, madem Osmanlı millet sistemi bu kadar şahaneydi de 200 küsur yıllık bir gerilemenin ardından önce Sykes-Picot ve Sevr antlaşmalarıyla nasıl oldu da defteri dürüldü” diye sormadı mı bilemiyorum, ancak biz geçmişte bu terbiye yoksunluğunu Prof. Samuel Huntington, CIA İstasyon Şefi Graham Fuller ve Avrupa Konseyi yetkililerinden de çok duymuş “bırakın şu Atatürk Cumhuriyeti safsatalarını, Doğu ile Batı arasında köprü olun”, “İslam ülkelerinin lideri olun” hikayelerini de çok dinlemiştik!
-Ancak bu denli açıkça, bu kadar terbiyesizce şekline hiç tanık olmamıştık!
“Yeni bir bölgesel düzenin zamanı geldi!”
Meğer yukarıdaki sözler yalnızca bir girizgâh ve ısınma turuymuş!
Barrack, bu kez Yunanistan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte aynen şu sözleri sarfetti:
-Hazar havzasında bulunan enerji rezervlerinin Akdeniz’e açılmasının önündeki en büyük engel Türkiye’nin ulus devlet yapısıdır.
Bu adam, sizce bu lafları ederken. Türkiye’nin kapı komşusu olan Yunanistan’ın da bir ulus devlet olduğundan habersiz miydi? Tüm Avrupa ülkelerinin de ulus devlet olduğunu bilmiyor muydu peki?
-Elbette hayır! Ancak bu beyzade ve onun gibilere göre sömürge olarak işaretlenmiş ülkeler ulus devlet değil ancak emperyalizmin hizmetkar köleleri olabilirlerdi!
Dahası da var; her devletin farklı bir hükümet tarafından yönetilmesi fikrinin işe yaramadığını da işaret ederek, bölgedeki jeoekonomik düzenin 1918 sonrasında ulus-devletleşme yoluyla parçalandığını ve bunun tarihsel “refah yollarını” kapattığını anlatan Barrack çözüm alarak ne diyordu biliyor musunuz?
-Doğu Akdeniz’de yeni bir düzen kurmanın zamanı geldi!
Kısacası, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra piyasaya sürülen Fukuyama’nın “yeni dünya düzeni ismini taktığı “Tek Dünya hayalini” yaklaşık 35 yıl sonra güzelce pişirip önümüze koydu! Hah, şöyle sadede gel birader… E, zaten yıllardır, “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında parçaladığınız ülkeler, milyonlarca insanın katledilmesi, sürülmesi zaten bu sonuca ulaşmak için değil miydi?
-İsrail’le birlikte Avrupa ülkelerini de yanınıza çekerek ortalığı kan gölüne çevirmeniz bu hedef için değil miydi?
Ruhban Okulu 2026’da, “KKTC” yakında inşallah!
Barrack, engin hayallerini anlatırken Yunanistan’a iki konuda müjdeyi vermeyi de ihmal etmedi doğal olarak!
Öncelikle Ruhban Okulu’nun açılma tarihi olarak Eylül 2026’yı işaret etti! İkinci olarak da Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak “sağlıklı bir vücudun ortasında iltihap olamayacağını, vücudun her parçasının iyileşmesi gerektiğini” belirterek şöyle dedi:
-Kıbrıs bu konuda kilit rol oynuyor. Bu yüzden umudumuz, Kıbrıs’ın da bu sürece dahil olması!”
Kısacası Genel Vali kılıklı büyükelçi KKTC’yi “iltihap” olarak tarif etti gayet kibarca!
Şimdi toparlayalım izninizle… Bu muhterem kişiliğin ettiği lafların üzerine önce Papa’nın Türkiye ziyaretini, İznik’te tam da Haçlı seferlerinin bin 700’üncü yıldönümünde yaptığı ayini, sonra da Barzani’nin Cizre’ye uzun menzilli silahlar, askeri giysiler ve bordo bereli korumalarla gelişini ekleyin… Hepsinin üstüne de halkımızın bihaber olduğu, terörist başının başrollerden birini kaptığı “çözüm süreci” kremasını koyun, sonra da tümünü iyice bir düşünün… Bunu yaparken de en büyük Türk büyüklerinin son zamanlarda sıkça tekrarladığı o cümleyi sakın unutmayın ama:
-Büyük resmi görmeye çalışın!