Her şeyden önce bir vatan kahramanıdır…

Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınında bulunmuş, Birinci ve İkinci İnönü zaferlerinin komutanıdır… Büyük Devrimci, ikinci zaferin sonrasında İnönü’ye şu telgrafı çekmiştir:

-Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.

Lozan Barış Antlaşması’nın, düşmanla söke söke yapılan pazarlıkların birinci şahsiyetidir. Bu antlaşmadan kısa bir süre sonra Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur…

Ülkenin baştan ayağa inşasında Atatürk’ün yanında canla başla mücadele vermiş, başbakan olarak görev yapmıştır.

Atatürk’ün elim vefatı sonrasında Cumhurbaşkanlığına seçilmiş, 2. Dünya Savaşı yılları onun yönetiminde savaşa bulaşmadan geçmiş, onun döneminde Köy Enstitüleri kurulmuş ve onun döneminde demokrasiye geçilmiştir…

-Tarih bu kahramanı en şerefli sayfalarından birine özenle yazmıştır…

Yalanlar dolanlar iftiralar!

Yukarıda İsmet İnönü’yü en yalın şekilde anlatmaya çalıştım…

Hatalarıyla sevaplarıyla, tarih sayfalarındaki şerefli yerini almış bir kahraman.

Şimdi gelelim sadede; aslında dün 15 Temmuz’un ardından 10 yılda bu ülkede neler yaşandı, onu anlatacaktım. Mesela 20 Temmuz 2016’da ilan edilen yurt çapında sıkıyönetim sonrasında olan biteni yazacaktım… 2017 referandumu, “Tek adam” dönemine geçiş ve sonrasını anımsatacaktım…

Ancak okuduğum bir haberden sonra bu fikrimden vazgeçtim. Habere bakalım…

Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi oturumunda AKP Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın, Kurtuluş Savaşı’na yönelik, “Kurtuluş Savaşı neden Kurtuluş biliyor musunuz? Yurtdışı başkentlerinden emir ve talimat almaktan kurtulmaktır” sözlerine şöyle yanıt verdi:

-Yunanistan Başbakanı Venizelos’un oğlu Sofokles, Bursa işgalinde Osman Gazi Türbesi’ne gidip fotoğraf bile çektirmiş, bu küstahlığı yapmıştı. Fakat aradan geçen birkaç sene sonra ikinci genel başkanınız İnönü, eşini Venizelos’un koluna taktı mı, takmadı mı?

Şimdi, eğri oturalım, doğru konuşalım; şu seviyesizliğe, şu sefilliğe, şu bayağılığa bakar mısınız lütfen? İnönü’yü küçültmek, hakaret etmek adına bulduğu çirkin yalanı söylerken hiç utanmadığı kesin de bir milli kahramana böylesine saldırmanın hangi nefret duygularıyla yapılmış olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Aslında hiç şaşırmadım; bunların ağababaları da Atatürk’e bulaşamayınca İnönü hep suçlanan ikinci kişi olmuştu. 1950’li yıllarda yapılan bir seçim döneminde bu hastalıklı kafa, şu inanılmaz yalanı bile yaymak için seferber olmuştu:

-İnönü asker kaçağıdır!

Daha ne diyeyim!

Meclis zabıtlarında tarih sayfalarında bile bulunamayan konuşma!

Bunlar tamam da ya devletin zirvesine ne demeli…

Birkaç yıl öncesine dönelim, AKP’li Cumhurbaşkanı, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptığı konuşmada, “CHP’nin ‘Milli Şef’ diyerek yere göğe sığdıramadığı İsmet İnönü’nün 27 Mayıs darbesinin hemen öncesinde TBMM’de yaptığı bir konuşmayı paylaşmak istiyorum” diyerek İnönü’nün şu “konuşmasını” paylaşmıştı:

-Buraya gelirken dışarıda Meclis binasını kuşatmış bir tabur asker gördüm. Başlarında genç bir binbaşı vardı. Sizler, benden korkuyorsunuz ama dışarıya getirdiğiniz askerleri kumanda eden binbaşıdan da korkuyorsunuz. Korktuğunuzu, ona güvenmediğinizi ispat etmek için size şöyle bir teklifim var. Çağırın binbaşıyı, beni alıp götürmesini söyleyin. Bakalım emrinize itaat edecek mi? Size bunun aksi bir teklifim de var. Binbaşıyı ben çağırayım ve Meclis’i feshettireyim. Bunu ister misiniz? İhtilal olacak ve siz bundan kurtulamayacaksınız!

Şaşırmıştım… Öncelikle, bu konuşma Meclis’te yapıldıysa mutlaka tutanaklarda yer almalıydı; Araştırmacıların böylesine bir “darbe güzellemesini” atlamaları olanaksızdı!

-Ayrıca üslup, biçim olarak İnönü’ye hiç uymayan bir konuşmaydı!

Tarihçilerin de böyle bir konuşmadan hiç haberi yoktu, Sinan Meydan ne görmüş ne duymuştu; bakın ne diyordu:

Yıllardır bu konu hakkında çalışmalar yaptım. Bilinen kaynaklarda böyle bir konuşma yok.

Meydan, yine de o dönemi yaşamış, Demokrat Parti dönemini anlatan kitap yazmış olan Altan Öymen’e de başvurmuş, o da çok şaşırdığını, böyle bir konuşmayı hiç mi hiç hatırlamadığını anlatmıştı!

27 Mayıs’ın kısa süre öncesinde, elinde idam yetkisi bile olan, DP’li milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu devredeydi; İnönü’nün böyle bir konuşma yapması halinde DP’yi destekleyen basın bu konuşmayı manşete çeker, komisyon da anında devreye girer, gereğini yapmaya soyunurdu!

O zaman rica etmiş, “lütfen kaynağı açıklayın” demiştim…

-Yıllar geçti hâlâ beklemedeyim!