Yarın Dünya Kadınlar Günü…
Önceki gün bizim kadın devrimizi anlatmıştım. Daha doğrusu Büyük Devrimcinin armağan ettiği kadını yücelten devrimini…
Bugün de kadının dişiyle tırnağıyla, yarım yüzyılı aşan direnişini anlatacağım…
Suffragette tüm dünya kadınları için çok önemli, anlamı büyük bir sözcük... Tek başına sözcük anlamı çok basit aslında:
-Oy hakkı demek!
Ancak, 19’uncu yüzyıl sonlarında İngiliz kadınlarının başlattığı, neredeyse yarım yüzyıl süren hak arama mücadelesi esnasında direnişçi kadınlara verilen isim buydu!
Kadın yüzyıllar süren aşağılanma, işkence ve en dehşet verici ölümlere, hiçbir dayanağı olmadığı, kendini savunma gücüne hiçbir şekilde sahip bulunmadığı için boyun eğmek zorunda kaldı... Kadının direnmeye, başkaldırmaya başladığı tarih, 19. yüzyılın sonlarıdır...
-Kadın destanı işte o zaman yazılmaya başladı!
Emmeline Pankhurst adını hiç duydunuz mu?.
Aslında, “kadın destanını” yaratan öncülerin en yürekli ve inatçılarından biri demek yeterli! Arkadaşları arasında “Emily” ismiyle çağrılan bu yürekli kadın, daha 14 yaşında, yani 1870’lerin başında köleliğe, tahıl yasalarına karşı ve kadınların seçme-seçilme hakkı için Liberal Parti’nin toplantılarına katılmaya başladı...
-Ve bir daha bu ideallerden hiç kopmadı...
Emily, 1879’da aynı idealleri paylaştığı Avukat Richard Pankhurst ile evlendi. En büyük kızı Christabel ileride kadın hakları bayrağını annesinden alacak ve mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdürecekti…
Bir yılda 12 kez hapse giren devrimci!
1903’te kızı Christabel ve dört arkadaşıyla birlikte Manchester’da “Kadınların Sosyal ve Politik Birliği”ni (WSPU) kurdu.
Emily’nin geliştirdiği “Şiddetsizlik Teorisi” daha sonra ABD’de kadın hareketlerine, Hindistan’da İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi yürüten Mahatma Gandhi’ye, siyahların eşit hakları için canını veren Martin Luther King’e ilham kaynağı olacaktı.
Ancak işler umduğu gibi yürümedi; yarattıkları harekete karşı aşırı baskı ve zorbalık, WSPU’nun da radikalleşmesine neden oldu. Bombalı eylemler, yangın saldırıları Pankhurst’ün defalarca tutuklanmasının yolunu açtı...
O kadar ki, ülke çapına yayılan “kadın şiddet eylemleri”, İngiliz basını tarafından, Fransız Devrimi’nin ardından Jakobenlerin yürüttüğü 10 aylık kanlı döneme benzetilerek “Reign of Terror” yani Terör Dönemi olarak adlandırıldı! Emily, yılda 12 kez hapse giren kadın olarak rekor kırdı ve tarihe geçti. Artık onun bir lakabı da vardı,
-Suffragette lideri!
“Köle olacağıma isyancı olurum!”
Tarihin ilk kadın hareketlerinden birinin lideri, kadınlara oy hakkı verilmesini savunan kadınların öncüsü olmuştu Emily...
Ancak eylemler yalnızca oy değil, erkeklerle eşit iş-eşit ücret, aşağılanmaya son gibi kadını yüceltecek her türlü hakkı da içinde barındırıyordu...
1913’te İngiliz parlamentosu, hapishanelerdeki tutuklu “Suffragette’lerin açlık grevleri nedeniyle “Cat and Mouse-Kedi ve Fare” yasasını kabul etti. Açlık grevi ve zorla beslenmelerine karşın durumu ağırlaşan tutuklular serbest bırakılacak, iyileştiklerinde tekrar tutuklanabileceklerdi. Kadın hareketi bir kaleyi daha ele geçirmişti!
Bu tarihten sonra sürekli tutuklanan, açlık grevine yatan ve durumu ağırlaştığı için serbest bırakılan Emily, 1913’te yaptığı bir konuşmada aynen şu cümleyi haykırıyordu:
-Köle olacağıma, isyancı olurum!
1918 Kasım ayından itibaren kadınlar ilk büyük başarıya imza attılar; artık 21 yaş üstü kadınlar parlamentoya üye olabilecekti. Ancak seçme hakları hâlâ yoktu. Mücadele aynı hızla sürdü. Ama çok yıpranmış, çok yorulmuş bedeni Emily’i daha fazla taşıyamadı; 1928 yılında hayata veda etti... Çok istediği ama göremediği zafer ise ölümünün hemen ardından geldi:
-Aynı yıl kadınlara genel oy hakkı, yani seçme-seçilme hakkı kabul edildi!
Direnmezsen kazanamazsın!..
Peki bu bizi, bizim kadınımızı ve de toplumumuzu neden ilgilendiriyor:
- Atatürk’ün Aydınlanma Devrimi, bugün kısaca Batı diye anılan devletlerin çoğundan önce, 1935’te yüzyıllar süren kulluk döneminin ikinci, hatta üçüncü sınıf gözüyle bakılan kadına seçme seçilme hakkını armağan etti de ondan!..
-Aydınlanma Devrimi bu topluma yurttaş olma, çağdaş olma şansını sundu da onun için!..
Ama biz yukarıdan armağan edilen bu ayrıcalıkları maalesef içselleştiremedik, koruyamadık... Demek ki direnmeden, dişinle, tırnağınla savaşmadan senin olmayan şeyin değeri anlaşılamıyor... O halde yol belli:
-Direneceksin, hakların için yılmadan savaşacaksın, kazanacaksın!