Yandaş kalemler art arda tutuklanıyor…
Son olarak piyasa adı “Küçük tetikçi” olan Cem Küçük de tutuklandı. Kısa bir süre önce de Rasim Ozan Kütahyalı tutuklanmıştı, şimdi Adana Cezaevi’nde… Daha öncekileri saymama gerek yok!
Küçük tetikçiye hangi suç atfedilmişti peki? Çok basit, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve rüşvet!” Bir de yandaş medyada yazılan suçlama var:
-Büyük isimleri kullanarak zor durumdaki insanlardan yüklü paralar almak! Alırsa lehte, alamazsa aleyhte yazılar yazıp şantaj yapmak!
İfadesi sırasında telefonun şifresi istendiğinde vermemiş mesela. Halbuki birçok mağdur için “Korkacak bir şeyin yoksa şifreni vereceksin” sözleri arşivde duruyor!
-Demek ki korkuyor!
İçeri alındığında beni arayanlar, “Yazmayacak mısın?” dediklerinde “Geçmişte epey yazdım, midem bulanırdı yazarken” yanıtını vermiştim ancak telefon şifresini vermediğini öğrenince fikrimi değiştirdim… Defalarca TV ekranlarında karşı karşıya geldiğim, hakkında yazılar yazdığı, iftiralar attığı insanlardan nasıl “ah” aldığına tanık olduğum bu “muhterem yandaşın” kişiliğini, karakterini anlamanız açısından midem bulansa da yazmaya karar verdim.
Bir tetikçinin anatomisi
Gözden düşmüş, iyice geri plana itilmişti…
Ait olmaya çalıştığı mahalleden fena halde dayak yiyince sinmiş, hatta “ayar vermeye” pek meraklı olduğu Doğan Medya hakkında kendisine ilişilmedikçe yazı yazmayacağını bile ilan etmişti!
Ancak, aradan geçen zaman içinde yazdıklarının, yaptıklarının unutulduğu kanısına varmış ya da unutulmaktan, iyice dışlanmaktan korkmuş olsa gerek ki yine “Vatan-Millet-Sakarya”, “kahraman devlet görevlileri”, “vatan hainleri” yazılarına dönüş yaptı. Kendisini gayet iyi tanıyorsunuz; adı Cem Küçük!
Bu muhterem, FETÖ ile muhabbeti arşivlerden taşan gazetesi Türkiye’deki köşesinde, yerlerde sürünen, yalan ve iftiranın zirvesini zorlayan yazılar yazıyordu… Önce her zaman yaptığı gibi “Göğsü iman dolu Müslüman Türk Milleti” ile başlayıp, Mehmetçik’i, polisi, savcıları, hakimleri, Milli İstihbarat Teşkilatı’nı bi güzel yıkayıp yağladıktan sonra da ülkenin saygın, dürüst kalemlerine saldırıyordu... Necati Doğru, Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Soner Yalçın, Saygı Öztürk’e alçakça FETÖ çamurunu attıktan sonra ise “Kahraman savcılara” sesleniyordu:
“Bu tiplerin FETÖ’den hiçbir farkları olmadığı tespitini yapan da soruşturmaları derinleştiren de kahraman savcılarımızdır.”
Sonraki satırlarda ise iyice rezilleşiyor, bu milli birliğe ihanetlerin elbette hukuki bedeli olacağını belirten muhterem tetikçi, bu ülkenin en saygın, yüz akı gazetecilerinin isimlerini sayarak “tutuklayın bunları” imasında bulunuyor ve utanmadan şöyle diyebiliyordu:
“Benim yazdıklarım ve söylediklerim hep çıkmıştır… Güneş balçıkla sıvanmaz.”
Önce aynaya bakacaksın aslanım!
Yazdıklarını okuduğumda çok öfkelenmiş, böyle bir rezilliğe mutlaka yanıt verilmesi, yazana da “haddinin bildirilmesi” gerektiğini düşünmüştüm. Aşağıdaki yazı yıllar önceki bir yazımdan alıntıdır
“Yazdığı yazılardan tehdit, şantaj ve hakaretleri çıkardığınızda geriye hiçbir şey kalmayan, akıl, fikir ve vicdandan nasipsiz bu tetikçiye ilk söylenecek cümle şu olmalı:
“Önce aynaya bakacaksın aslanım!”
Zira arşivler, görüntüler, videolar yalan söylemez! Fetullah için övgüler düzeceksin, FETÖ’cü çete artıkları için “Alınlarından öpmek gerekir” diye ekranlardan fetva vereceksin, Zekeriya Öz denen soysuzun FETÖ’cü olmadığını iddia edeceksin, “17-25 Aralık’ın Fetullah Gülen’le ne ilgisi var?” diye hoca efendine sahip çıkacaksın, sonra da şerefli insanlara, gazetecilere FETÖ’cü etiketini yapıştırmaya kalkacaksın, öyle mi? Ne karakterin ne birikimin yeter aslanım!
Senin, tutuklanmasını istediğin o şerefli gazetecilerin arasında ne garibanların parasına tamah edecek ne de sümüklü bir vaizin k.çını yalayacak karakterde bir tek kişi bile bulamazsın aslanım…
O yetenek sizlere özel!
Şimdilerde, Tekirdağ Kapalı Cezaevi’nde geçmiş muhasebesi yapıyor mu, “ahını aldığı” insanlar için vicdanı biraz olsun sızlıyor mu bilemem. Ancak, Tarih Baba’nın defterinde bir virgül bile olamayacağı kesin!