AKP’li Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, durup dururken eğitim müfredatında bazı kavramları değiştireceklerini açıkladı… Bunlardan biri de şöyle:

-Kurtuluş Savaşı” ifadesi!

Peki, yerine ne koyacaklardı?

-Millî Mücadele kavramı!

Enteresandı doğrusu, nedeni neydi peki? Onu da açıkladı muhterem Bakan:

-Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı!

Şimdi bu bilgi yoksunluğu konusuna gelmeden önce hemen altını çizeyim; Kurtuluş sözcüğünden önce kullanılan iki kavram vardı:

-İstiklal savaşı ve Millî Mücadele.

Harf Devriminden sonra, bu sözcük ilk kez Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümünde Atatürk tarafından “Millete sesleniş” konuşmasında kullanıldı. Büyük Devrimci, konuşma metnini yazarken kullandığı “İstiklal” sözcüğünü silmiş, yerine “Kurtuluş” sözcüğünü koymuştu!

Ben bu açıklamayı ilk okuduğumda aklıma son halife Abdülmecid geldi. Nedenini anlatayım:

-Tarih 27 Aralık 1922. Halife Abdülmecid Efendi otomobiliyle Galata Köprüsü üzerinden geçerken İstanbul’u yıllardır işgal altında tutan İtilaf Devletleri’nin Fransız ve İtalyan polisleri tarafından trafik cezası kesilmişti!

Amaç çok açıktı; daha 1 ay 10 gün önce son padişah Vahdettin İngiliz Malaya zırhlısına binerek kaçmıştı. Osmanlı’nın halifesine de ülkeyi sömürgeleştirme yolunda bilinçli bir itibar suikastı yapılıyordu!

-İşte bundan kurtulmuştuk!

Koskoca Osmanlı İmparatorluğu gerçekten var mıydı?

Esamesi bile yoktu!

Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlayan duraklama, sonraki yüzyıllar içinde gerilemeye dönüşmüş, son yüzyılda ise büyük devletlerin kendi aralarındaki çekişmeler nedeniyle ayakta kalabilen, 2. Abdülhamit devrinde 1,5 milyon kilometrekare toprak kaybeden Osmanlı, 1. Dünya Savaşının sonunda ise Sevr Antlaşması ile tarihe karışma noktasına gelmişti!

Aslına bu tarihten yıllar önce Osmanlı devleti Fransa ile İngiltere arasında yapılan “Sykes-Picot” Anlaşması ile tarihe karışmıştı bile ancak Padişah başta, kimsenin bundan haberi de yoktu!

-Rusya’daki devrim sonrası bu utanç vesikası bizzat Lenin tarafından açıklanacaktı!

O kadar ki, Osmanlı’nın dört bir yanı düşman çizmeleri altında inlerken Vahdettin ve uşağı Damat Ferit Paşa, bir yandan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam fermanı için uğraşırken diğer yandan İngiliz mandasına girebilmek için yalvarma seansları düzenliyorlardı! İşgal dönemi içler acısıydı. Yunan İzmir’e çıkmış, daha ilk iki gün içinde 2 bin kişiyi çoluk, çocuk, kadın demeden katletmişti…

İstanbul’da işgalci İngilizler kente giriş çıkış yapanlara vize koymuştu! Her yerde mezalim, her yerde kan her yerde tecavüz vardı!

Tümünü anlatmaya kalksam bu ahlaksız, şerefsiz, vicdan kanatan mezalime ne bu sütun ne de bu gazetenin tüm sayfaları yeter! Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden zaferle çıktıktan hemen sonra 1 Eylül 1922’de Büyük Devrimci, millete şu mesajı verecekti:

-Kadınlarınızı düşman kaçarken emin yerlere saklayınız!

İşte tüm bu hayasızlıktan, barbarlıktan Mustafa Kemal önderliğindeki Kuvayı Milliye sayesinde kurtulduk!

Köhnemiş zavallı bir zihniyetten kurtulduk!

Kurtulduğumuz felaket sadece yukarıdakilerle sınırlı değildi…

Bu milletin canını dişine takarak verdiği bu kutsal Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Sarayı’nın kirli oyunlarından, gizli manda heveslerinden de kurtulduk!

İçeride sırf işgalcilere yaranmak için kurulan Kuvayı İnzibatiye rezilliğinden, özellikle desteklenen iç isyanlardan, “beni sakın Türk addetme” diyerek Mustafa Kemal ve kutsal kurtuluşa küfreden hainlerden de kurtulduk! Cumhuriyetin Kuruluşu ile yüzyıllar süren kulluktan, “eşek Türk” diye aşağılanmaktan da kurtulduk! Bakan Tekin ve kurmayları, yalnızca ufacık bir özetini yaptığım bu yaşananları, “ya istiklal ya ölüm” şiarıyla yola çıkıp emperyalizme tarihin ilk okkalı tokadını atan kahramanları bilmez mi? Bilmiyorlarsa çok ayıp…

-Biliyor da sırf “Kurtuluş” sözcüğünü ortadan kaldırmak için yapıyorlarsa çok daha ayıp!