Bir ay kadar önce bu köşede “Utanmak” başlığı ile bir yazı yazmıştım…
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iktidarın mülakat ve işe alım sürecini hem de örneklerle anlatmış, sözlerini şöyle bağlamıştı:
-Hiç mi utanmıyorsunuz be kardeşim?
Bu ağır suçlamaya AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, tarihe geçecek şu yanıtı vermişti:
-Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten! Neden utanalım, neyinden utanacağız yani? Bu nasıl bir üsluptur?
Ne kadar az ne denli eksik yazdığımı, önceki gün tüylerimi ürperten bir açıklama yapan bir hanımefendi sayesinde anladım!
İstanbul Gaziosmanpaşa Belediyesi Meclis toplantısında AKP Meclis üyesi Zeynep Vurmaz Yiğit, emekli maaşlarıyla ilgili bakın neler dedi:
-Emekli maaşlarının ve asgari ücretin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bunları görmezden gelmiyoruz, hepsinin farkındayız. Ancak şunun altını çizmem gerekir; emekli maaşlarını düzenli alıyor mu emeklimiz? Alıyor. Zamanında ve istikrarlı bir şekilde alıyor!
Şahane değil mi? Ancak daha söyleyecekleri bitmemişti hanımefendinin:
-Bunun da ben bu kadar ekonomik zorluklara rağmen, bu kadar yaşadığımız pandemilerden ve afetlere rağmen istikrarlı bir şekilde yönetiliyor olması ve ödeniyor olmasından ayrıca gurur duyduğumu da belirtmek istiyorum…
Türkçenin zavallılığı ve cümle düşüklükleri tamamen kullanana aittir! Ancak yine bitmedi; Zeynep Hanım “konuştukça battığı” açıklamasını şöyle bitirdi:
-Bugün emeklilerimiz en azından maaşını ne zaman alacağını biliyor ve devletine güvenebiliyor… Ve bu salondaki herkesin çok iyi hatırladığını da biliyorum; CHP’nin yönettiği dönemde emekliler maaşlarını dahi doğru düzgün alamıyor, aylarca beklemek zorunda kalıyordu… Emekli kuyruklarını burada bilmeyen yoktur. Yani bunu da unuttuysanız bilmiyorum yani…
Bu hanımın açıklamasını okuyunca bir ay önceki yazıma eklemem gereken sözcüğü de buldum haliyle:
-Vicdan!
Vicdan yoksa utanma da yoktur!
Utanmak çok doğru, çok yararlı bir eylemdir…
Ancak Vicdan, her şeyin üstünde büyük bir erdemdir… İnsanın, insan vasıflarına sahip olabilmesinin en büyük yardımcısıdır…
Eğer bir insanın vicdanı yoksa geriye kalan her şey teferruattır… Ayrıca, vicdanlı, utanma duygusuna sahip bir insan, insanların gözünün içine baka baka yalan söylemez; hele kamu hizmeti yapan bir insan illaki belgelerle konuşmasını, söylediklerini ispat etmesi, karşısında konuştuğu milleti ikna etmesi şarttır… O halde soralım:
-Bu hanımın, “emekli kuyruklarını bilmeyen yoktur” sözleri doğrudur ancak içeriği yalandan ibarettir! iktidarın iki de bir “Eski Türkiye” diye aşağılamaya çalıştığı dönemlerde henüz “dijital dünya” diye bir kavram yoktu… Diğer bir deyişle teknoloji bu denli gelişmemişti! Emekli aylıkları banka cüzdanı ve kimlikle birlikte bizzat bankaya gidilerek alınırdı. Şimdilerde hesabınıza yatıyor!
Yalan söylemek en hafif tabiriyle vicdansızlıktır! Bu hanımın bu iddiayı mutlaka ispatlaması, emeklilerin o dönemde aylarca para alamadığını belgeleriyle göstermesi gerekir.
Yıllardır, açlıkla, yoksullukla sınanan, karda kışta meydanları dolduran emeklilerin, asgari ücretlilerin “devlete güvendiği” diğer bir deyişle “şükrettiği” de kocaman bir hayalden başka bir şey değildir!
-Zeynep Hanım biraz vicdanlıysa, önce aynaya bakmak, bu ülkeyi yaklaşık çeyrek asırdır yöneten üyesi olduğu iktidarın karnesine bakmak zorundadır…
“Emekliler çok yaşıyor!”
Yukarıda, yazarken bile “öfke-hüzün” arasında gidip geldiğim bu yazı bana yaklaşık iki ay önce inanamayarak okuduğum bir başka açıklamayı anımsattı doğal olarak…
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Raci Kaya, maaşlarını ödemekle yükümlü olduğu emeklilerle ilgili önce Türkiye’deki sağlık sistemi ve refahın artmasıyla ölüm yaşının AB düzeyine yaklaştığını anlattıktan sonra şu akıl almaz açıklamayı yapmıştı:
-Eskiden 50-60 yaşında ölüyorduk. Bugün 78 yıl ortalamaya gelmişiz. Nüfusumuz yaşlanıyor ve emekli sayımız artıyor!
Ne oluyormuş o zaman peki? Bütçeye yük geliyormuş! Yani, kurumun bozulan mali yapısı halkın ömrünün uzamasına bağlıymış!
İşte tam bu noktada devreye “vicdan ve utanma duygusu” giriyor! Ankara ile İstanbul arasında çifte makam araçlarıyla mekik dokuyan SGK başkanına sormak gerek:
-Yıllarca çalışan, binlerce gün prim ödeyen emekli, bu paraları babasının hayrı için mi yatırdı devletin kasasına? Kurumların liyakatsiz, beceriksiz eller tarafından yönetilmesinin, ekonominin akıl almaz şekilde çökmesinin emekliyle ne alakası var?
Belediye Meclisi hanımın sözlerini SGK Başkanını açıklaması üzerine koyun ve lütfen iyi bakın:
-Ne görüyorsunuz?