Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm…
İlk anda çok kızmıştım! Halkın umudu olan, diğer muhalefet partileriyle iyi ilişkiler içinde, ittifak yapmaya çok yakın bir ana muhalefet partisinin kendisini açık açık yok etmeye çalışan iktidar partisine “payanda olmuş” görüntü vermesi, bir berbat yasanın çıkmasına öyle ya da böyle “destek olması” açıkçası hayal kırıklığı yaratmıştı bende…
Üstelik, AKP’nin bu yasa tasarısının büyük bir oy çoğunluğuyla geçmesini sağlaması, aslında “büyük oyunun” bir parçasının sahneye konmasıydı! Ardından gelecek olan açık seçik ortadaydı; yeni anayasanın referanduma hiç gerek kalmadan 400’ü aşkın oyla geçirilmesi, “Tek adam” rejiminin ve otoriter rejimin devam etmesiyle sonuçlanabilecek bir kâbus anlamına gelmekteydi!
Bunun üstüne bir de ABD’nin, Avrupa’nın ve Birleşmiş Milletlerin bu duruma kucak açması da “emperyalist yapının” nasıl da sevindiğini gösteriyordu!
Yanaşma takımını bir tarafa bırakırsak, Atatürkçü, cumhuriyetçi, yurtsever cephedeki öfke, Yeni Parti’ye tepki de işin bir başka boyutuydu…
-Görünürde, bir umutsuzluk, hayal kırıklığı sarmıştı ortalığı!
Ya kırk satır ya kırk katır!
Önce, konuyla ilgili yazıları gözden geçirdim…
Yakından tanıdığım, saygı duyduğum gazetecinin, akademisyenin, köşe yazarının yazılarını tek tek okudum… İlk bakışta durum tam da iktidarın istediği gibi yürüyordu! Kimileri Özgür Özel’i yerden yere vuruyor, yakın geleceğe dair değişik öneriler getiriyor, bir bölüm yazar ise “durun bakalım” ya da “eleştiri tamam ama asıl önemli olan sonrası” türünde fikir belirtiyordu…
Sonra aklıma 2023 seçimlerindeki videolar geldi; CHP’nin PKK ile iş birliği içinde olduğunu, birlikte hareket ettiğini daha da beteri “hain” olduğunu anlatan o kurgulanmış videolardan söz ediyorum!
-Muhalefetin seçimleri kaybetmesinde bu videoların, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla birlikte başlıca unsurlardan biri olduğu genel kabul görmüştü!
Bugün baktığımızda ise halka gerçekdışı bilgiler, sözler veren iktidarın İmralı’daki terörist başına “Sayın Öcalan” diye saygılar sunulması, “kurucu lider” payesi verilmesi hiç mi hiç konu edilmedi!
Butlan partisi CHP ise gayet açık şekilde iktidarın kanatları altına girmiş durumda!
Diğer taraftan, Yeni Parti lideri Özel ve tabi partinin kendisi ise kimileri tarafından “hain” olarak damgalanıyordu! Özel’in konuşmasındaki vurgular, milletvekillerini serbest bırakması, 54 milletvekilinin “hayır” oyu vermesi ise umursanmıyordu dahi!
Daha ileri gideyim; Özel hakkında tam 92 fezleke vardı; sonuncu fezlekenin ise çok önemli bir özelliği bulunuyordu, Yeni Parti lideri ilk kez “yolsuzlukla” suçlanıyordu. Neden derseniz; anlatayım:
-Bu sayede, bu fezlekeden mahkûm olursa, aynı zamanda siyaset yasağı da kolaylıkla verilebilecek de ondan!
Daha da vahim olanı, şayet Yeni Parti bir blok halinde “hayır” deseydi iktidar ve yandaşları tarafından “barışa karşı çıkmak”, “terör seviciliği yapmak” suçlamalarıyla ateş altına alınmayacak mıydı, tıpkı 2023 seçimlerinde olduğu gibi!
-Bir baskın seçime tam da bu görüntüyle gidileceğini de düşünün lütfen!
Elimizdeki en büyük fırsat!
Sonra vicdanıma danıştım…
İlk sorum şu oldu:
-Özgür Özel ne yapsaydı?
Bu soruyu hem kendime sordum hem de “hayır” verilmesini isteyenlere soruyorum… Zaten iki ateş arasında kalmış, yok olmakla tehdit edilen bir parti ve lideri otoriter rejimin devam etmesi için her türlü demokrasi dışı planların, stratejilerin, taktiklerin sürdüğü bir ortamda “barışa karşı” pozisyonuna düşmesi acaba en çok kime yarayacaktı?
Önce, asıl önemli olanın şimdi başladığı, referandumsuz bir yeni anayasanın asla geçmemesi için savaş vermek değil midir diye düşünmek gerekmez mi?
-Özel’in konuşmasında belirttiği “kötü bir tasarı, sonuna kadar takip edecek, tuzakları bir bir anlatacağız” mesajı önemli değil mi?
Son olarak, bugün “adam asmaca” oynayanlar, şu andaki durumun muhalefetin lehine olduğunu en azından bir geçiş dönemini Yeni Parti ile diğer muhalefetin birlikte hareket ederek bu otoriter rejim kalıntısını sandığa gömmesi olduğunu görmüyorlar mı?
-Elimizdeki kumaş budur arkadaşlar ve sonuna kadar direnmektir!
Tabii ki eleştireceğiz, yanlışları göstermek için çabalayacağız… Ancak geleceğimiz, gelecek nesillerin varlığı çok daha önemlidir!
Bana gelince; çok uzun yıllardır bu mesleğe emek vermiş biri olarak “taşlandığım” hatta “hain” olarak damgalandığım zamanlar olmuştur! Ancak eğilmeden, yaltaklanmadan, kimsenin masasında siftinmeden geçen yıllar bana şunu çok iyi öğretti:
-Eğer, korkar, siner, nabza göre şerbet verirsen olacağın yalnızca bir hiçtir!