Aziz Nesin’in tee 1961’de kaleme aldığı ölümsüz eseridir…
Türk işi siyaseti müthiş biçimde hicveden, bir toplumun aslında kendi çürümesi neticesinde içinden bol miktarda “Zübük” çıkardığını, sonra da onlara nasıl biat ettiğini anlatır!
Kitabın hemen girişinde yer alan atasözü ise aslında derslerde okutulacak, üzerine tezler yazılacak muhteşem bir özettir:
-İt, kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgem sanırmış!
Yıllar içinde kendi köşemde “Zübükleri”, yedikleri haltları defalarca anlattım. Peki kimdir Zübük?
Türkiye’nin tarihi, bir diğer açıdan her alanda, her şekilde bir yer bulmayı başaran Zübük tiplemesinin, toplumun bir kesimini kandırmasının, aldatmasının sonuçta da acımasızca sömürmesinin tarihidir!
Üstelik, “Zübük” unvanı, zaman içinde babadan oğula geçecek denli önem kazanmıştır; öyle ya, “şeyh uçmaz, müridi uçurur!” özdeyişinde anlatıldığı üzere, Zübükler de üstelik bedava tarafından kendini uçuracak insan topluluklarını keşfettiğinde, iliklerine kadar sömürmeyi, onlar üzerinden zenginliğe, “çok ünlü şahıs” payesine erişmeyi kendinde hak olarak görmüş, kendisinden sonra evladının da geleneği sürdürmesinin yolunu açmıştır!
-Böylece, bizim tarihsel hikayemizin acıklı, utanılacak yüzü de tabak gibi ortaya çıkmıştır!
Bugünkü konumuz da Zübük üzerinedir!
Topuk selamı!
Muhteremin adı Hasan Ufuk Çakır…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sırasında aday yapılarak Mersin’den milletvekili seçildi. Mesleği tüccarlıktır. CHP’den kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilince istifa etti, sonrasında da AKP’ye geçti. Katılım töreninde AKP’li Cumhurbaşkanı tarafından parti rozeti takılan Çakır mikrofonu kapıp şöyle demişti:
-İki başkomutan var; biri Gazi Mustafa Kemal Paşa biri de Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan. Selam duruyorum kendisine…
Sonra da hazır ola geçip topuklarını çarparak selama durmuştu. Böylece tarih sayfalarındaki mümtaz yerini de almıştı…
İşte bu arkadaş, önceki gün 20 bin TL maaşla sefaletin dibine mahkûm edilen emeklilere öfke saçarak emekli maaşının dış düşmanlar yüzünden düşük olduğunu milletin gözünün içine bakarak savundu, iyi mi! Bakın ne dedi muhterem vekil:
-Kardeşim, sen İsviçre’de yaşamıyorsun…
Ettiği lafların içinde tek doğru da buydu! Evet, bizim millet İsviçre’de yaşamıyor, oradaki maaşları rüyasında bile göremiyordu da bunun bu sefaletle, böylesine bir kepazelikle ne ilgisi vardı? Onu da engin bilgisiyle şöyle izah etti:
-Şu yanında Yunanistan var, şu tarafta Ermenistan, altta Suriye… Şu yandan İngiliz geldiğinde benim namusuma bakacak da senin namusuna bakmayacak mı?
Bu gayet bilimsel, düşman çatlatacak lafların ardından da taşı gediğine koyuverdi:
-Bu ülkede elini taşın altına koyan, Türkiye’de terörü bitirmeye çalışan şu iki devlet adamına saygılı bir alkış yapalım…
Önce “saygısız alkış nasıl olur acaba” diye düşündüm. Yanıtını bulamadım… Sonra emekliye hiç sıkılmadan çıkışırken sarf ettiği laflara göz gezdirdim, bu muhterem adına utandım…
-Aziz Nesin’i bir kez daha sevgi ve minnetle andım…
MHP’li başkanın unutulmayacak sözleri!
Aynı zaman dilimi içinde uzaklardan Cumhur İttifakı ortağı MHP’den emekliyle ilgili bir ses yükseldi…
MHP Rize İl Başkanı İhsan Alkan basın toplantısı yaptı ve aynen şöyle dedi:
-Rize’de kiralar 20 bin lirayı geçmiş durumda. Bir emeklinin bu şartlarda geçinmesi mümkün değil.
Sonrasında, annesinin emekli maaşına isyanını onun sözleriyle anlattı:
-Anam bana diyor ki “Çözemezseniz sandıkta cevabını alırsınız!”
Müthiş, değil mi? Cumhurbaşkanı’nın memleketinin il başkanının cevabı da öyle ama! Bakın ne demiş anasına:
-Ne diyeyim anama? Haklısın ana diyorum. Emekliyi göz ardı ederseniz, emekli de sizi göz ardı eder! Yerel seçimlerde gitmedi sandığa. Cumhur İttifakı emekliyi mutlu edemezse, bu tablo değişmez!
Son söz; bu iki örnek madalyonun iki yüzüdür…
-Zübük olanla olmayanı hem ilan eder hem de silinmeyecek şekilde tarihe yazar!