Uluslar A Ligi macerası tatsız devam ediyor. Üç maç 0 puan. Euro 2024’te çeyrek finalde pisi pisine elenirken ‘gelecek adına umutluyuz’ diyorduk ama Dünya Kupası sonrası A Ligi de hayal kırıklığı...

Montella'nın “Düzenli oynayıp gol atan santrforumuz yok” eleştirisi kendi içinde doğru. Ancak düzenli oynayıp da kadroya almadığı, hiç düşünmediği isimleri görünce de tutarlı gelmiyor. Bununla birlikte pek çok ülkenin hazırlık maçı gibi gördüğü Uluslar Ligi maçlarından hiçbirine net bir santrforla başlamaması inanılmaz. Takıntıdan da öte... “İyi hocalar inatçı olur” derler. İnat kısmı fazlasıyla var ama iyi hocalığı çok tartışılır. Deniz Gül’e bir kez ilk 11 vermemek kabul edilebilir değil.

Arda Güler, tek başına bir takım doğru ama takımın kalanından ayrı bir oyun oynuyor sanki... Eforlu, hırslı istekli. Fakat o da dün iki tane net şut fırsatını tepti. Belli ki oyun içindeki yüksek çabası en verimli olduğu şut pozisyonlarına güçsüzlük olarak yansıyor. Üç maçlık fikstürde dinlenmeyen ender isimlerden biriydi.

Boş kaleye gol atamama geleneğini bu kez Merih ile sürdürdük. Her maç aynısı... Basit goller yedik sözünün kardeşi basit golleri atamadık. Atamadık işte...

Fransa, İtalya ve son olarak Belçika... Şunu görüyorum, rakipler A Ligi seviyesindeyken Türkiye buraya ait değil. Rakiplerin oyun planları, hücum formasyonları, şut pozisyonları bile çalışılmış hissi veriyor. De Bruyne’nin kulüp kariyeri düşüşteyken iki harika gol atması boşuna değil. Direkten dönenler, kaçanlar; 5’liyorlardı. Rakip senin boşluğunu görüyor, oraya hücum ediyor ve istediğini alıyor. Sen de uğraş dur bir gol atasın diye... İyi niyet var bizde ama kalite sanki bu seviye için yetersiz. Henüz yetersiz diyeyim ama keşke başka bir teknik adamla da tecrübe edebilseydik bu seviyeyi...