Bulgarların sahası da futbolu da 80’ler havası verdi maçın başında. Buna rağmen bir direk ve bir golle oyuna giren Türkiye adına alıştığımız bir şey gerçekleşti. Oyun orada bitti sandık sanki. Amatörce yenilen gole Abdülkerim’in ağır kalması, Zeki’nin ayağının kayması etki etti. Bu ayak kayma olayını ilk yarıda çok yaşadık. Buzda dans gibi yerden kalkamadık. Ayakkabı seçimindeki ciddiyetsizlik, teknik heyetin vurdumduymazlığını hatırlattı; şöyle...
Montella, taktik tercihini savunuyor. Klasik 9 numara sorularını alay edercesine yanıtlıyor. Güleryüzünün arkasındaki üç Dünya Kupası kazanmışvari egosu gören gözlerden kaçmıyor. Futbol ABC’sine aykırı fikirler, işe yaradığı kadar geçerlidir. Montella’nın kendi doğrusunun peşinden bu kadar gitmesi tuhaf.
Türkiye, ilk 10 sıra takımı ya da bir ekol ülke değil. Hal böyleyken hem dünyanın en iyi takımı İspanya’ya hem de çok sıradan Bulgaristan’a aynı dizilişle rakip olunması tuhaf değil mi? Montella’nın imdadına ‘İtalyan balı’ yetişti; o dakikaya kadar yapamadığımız kalitedeki bitirici vuruşu Popov kendi ağlarına yaptı.
Bu gol Bizim Çocuklara bu kez özgüven getirdi. Kenan kalitesini hatırlattı. İki harika golle yıldızını parlattı, ilk yarıdaki top görüntü bir anda silindi. Onun kaleye daha yakın oynaması gerektiği bir gerçek.
Almanların, ‘Türkiye’ye nasıl kaptırdık’ diye çıldırdığı Can Uzun’a da daha fazla süre verilmemesi futbola ihanet gibi bir şey bence... Psikolojik engel bir şekilde geçirdi. Türkiye’nin asıl sınavı, ikincilikte yarıştığımız Gürcistan... Kocaeli’de 3 puanı alıp play-off rotasına girmek gerçek hedef.