Kendine güvenen, silahlarını ve zaaflarını bilen, gücünü idareli kullandığı gibi fiziksel olarak da üstünlük
kuran taraf derbiyi kazandı. Beşiktaş’ı övmek ya da Fenerbahçe’yi yermek değil mesele... İki takım arasındaki fark sahada net şekilde belli oluyordu. Muriqi’ye top şişirmek, son 20 dakikadaki zoraki taktiğin olabilir ama bir takımın ana planı bu olursa sonu iyi bitmez; bitmedi... Beşiktaş’ta ise geriden başlayan pas örgüleri ile dizayn edilen planlı akınlar üretildi özellikle ikinci yarıda. Topla mesafe kat etmekten ziyade topu boş alanlara gönderen bir taktiksel anlayış vardı. Kahraman olmaktan ziyade takım için oynamaktı siyah-beyazlıların sloganı. Bunu iyi de başardılar.
Agbadou'nun sakarlığı olmasa Kerem’in tartışmalı penaltı pozisyonu belki de rakibe tanınan tek fırsattı. Daha çok pozisyona girip daha az pozisyon vermek gerçekten aşama kaydeden bir takımın özelliği. İtaliano ile ne yaptığını bilen, cesur ve dikine bir Beşiktaş var. Keyif veren bir takım. Ederson gecenin adamı olmasa skor çok daha farklı bir yere gidebilirdi. Gireni çıkanı, atanı kaçıranı misafir ekip kazanmayı hak etti.
Olaitan'ın temposu, Trossard’ın liderliği, Rıdvan’ın 45 dakikalık performansı, Orkun’un asisti, Vlahovic’in savaşçılığı, Nübel’in çıkışları... Beşiktaş’ı galibiyete taşıyan bu unsurlar değil organize bir oyun anlayışıydı. Bunu ilk derbisinden zaferle çıkan Vincenzo İtaliano’dan ayrı düşünmek olmaz. Tebrikler... İyi olan taraf kazandı.
Yazıyı, İtaliano gibi bitireyim... Özellikle boş alanlar bulunan son bölümündeki şımarıklık şampiyon olmak isteyen bir takımın yapmaması gereken bir şey. Bunlar da oyuna yakışmadı.