DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Antalya'da düzenlenen "Türkiye Buluşmaları" programına katıldı. Burada konuşan Babacan, şunları söyledi:

- "Her hafta ülkemizin başka bir köşesindeyiz. Farklı bir şehirde, farklı bir ilçede, farklı bir sofrada vatandaşlarımızla bir araya geliyoruz. Dinliyoruz, not alıyoruz. Dertleri, sıkıntıları anlıyoruz. Çünkü siyaset önce dinleme işidir. Çünkü çözüm ancak milleti dinleyerek üretilir. Sokağın sesini biliyoruz. Çarşının nabzını biliyoruz. Pazarı biliyoruz. Çiftçimizin tasasını biliyoruz. Esnafımızın kaygısını biliyoruz. Sanayicimizin önündeki engelleri biliyoruz. İhracatçının rekabet mücadelesini biliyoruz. Gençlerimizin yarın ne olacak endişesini biliyoruz.

- Çünkü derdi yaşayanlardan dinliyoruz. Çünkü biz milletin sesini uzaktan duyanlardan değiliz. Biz milletin sesini milletin içinde duyuyoruz. Şunu da çok iyi görüyoruz: milletimizin umuda ihtiyacı var. Milletimizin kendini güvende hissetmeye ihtiyacı var. Ve en önemlisi bu milletin kendisini gerçekten dinleyen, anlayan bir yönetim anlayışına ihtiyacı var. Ülkemizi yönetenler artık milleti görmüyor. milletimizin sesini duymuyor. Milletimizin derdini hissetmiyor.

- Aralara büyük duvarlar örüldü. Aralara brandalar çekildi. Aralara mesafeler koyuldu. Sadece kendi çevrelerine bakıyorlar. Sadece birbirlerini dinliyorlar. Sorunun tam da özünde bu var. Oysa şöyle kafalarını kaldırıp da bir baksalar bu ülkede adalet aramayan neredeyse hiç kimsenin kalmadığını görecekler. İnanın Herkes adalet arıyor.

- Herkes adalet arıyor herkes. Adalet yoksa güven olmaz. Güven yoksa huzur olmaz. Huzur yoksa yatırım da üretim de olmaz. İşte biz bunun için diyoruz ki ekonomi hukukla güçlenir, adaletle ayağa kalkar ve ancak ve ancak güvenle büyür.

- Üretmeyen bir ekonomi güçlü olmaz. Sanayisini kaybeden bir ülke kalkınamaz. Tarımını ihmal eden bir ülke yarınlarını koruyamaz. Bugün dönüp baktığımızda karşımıza çıkan tablo ne yazık ki hiç de iç açıcı değil. Yanlış politikaların bedelini artık toplumuz her kesimi ödemeye başladı. İş dünyası kaybetmiş, sanayici kaybetmiş, esnaf kaybetmiş, KOBİ'ler kaybetmiş.

- Aslında şöyle bakacak olursak vatandaşlarımızın hemen hemen tamamı kaybetmiş. Peki kazanan kim olmuş? Ne yazık ki üretenler değil, alın teriyle çalışanlar değil, kazanan, giderek daralan bir menfaat çevresi olmuş Türkiye'de şu anda. Bugün bu ülkede nüfusun en zengin yüzde 1'i toplam servetin yüzded 40'ına sahip. Diğer tarafta ise nüfusunun tam yarısı, en yoksul yarısı toplam servetten aldığı pay sadece yüzde 4.

- Bakın Türkiye'de sadece son birkaç yılda 30 milyon doların üzerinde servete sahip olan yani ultra zengin dediğimiz insanların sayısı tam yüzde 95 oranında arttı. Aynı dönemde milyonlarca insan ay sonunun nasıl getireceğini hesaplıyor ülkede şu anda. İnanın bu tablo öyle tesadüf falan değil. Bu tablo küresel krizlerin, savaşlarının sonucu falan da değil. Bu tablo tamamen yanlış kararların, yanlış adımların ve yanlış tercihlerin sonucu. Bu tablo, üretimi ikinci plana atan bir anlayışın sonucu. Bu tablo hukuku zayıflatan bir anlayışın sonucu.

"KAYNAKLAR AYRICALIKLI KESİME DEĞİL, 86 MİLYON İÇİN KULLANILMALI"

- Peki bizim anlayışımız ne? Bizim önceliklerimiz neler? Bizim için öncelik rant değil üretim, faiz değil yatırım. Ayrıcalık değil adalet. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkenin meselesi kaynak eksikliği değildir. Bu ülkenin meselesi kaynakların nasıl yönetildiğidir. Bu ülkenin kaynakları var.

- Şu anda biz Avrupa'nın en büyük topraklarına ve en büyük tarım alanlarına sahibiz. Avrupa'nın en büyük ve en genç nüfusuna sahibiz. Girişimcilerimiz dünyanın her yerinde iş yapmaya hazır, risk almaya hazır. Gözüpek yatırımcılar, girişimciler. Bu ülkenin kaynakları var. Bu ülkenin girişimcisi var.

- Mesele ne biliyor musunuz arkadaşlar? Mesele bütün bu imkanların kim için ve nasıl kullanıldığı. Biz kaynakları bir avuç ayrıcalıklı kesim için değil 86 milyon için kullanmak zorundayız. Kamu gücünün ayrıcalık üretmek için değil, fırsat üretmek ve fırsatta eşitliği sağlamak için kullanmak zorundayız.

- Devleti belli çevrelerin değil milletin devleti haline getirmek zorundayız. Hiç kimsenin kendini dışlanmış hissetmediği, hiç kimsenin emeğinin değersizleşmediği bir düzen mümkündür. Yeter ki adaletli bir yönetim olsun. Yeter ki hakkı yerine getirmenin iradesi açıkça ortaya konsun.

"BRANDALARLA YOKSULLUĞU KAPATAMAZSINIZ"

- Bu hafta ülkemiz önemli bir uluslararası organizasyona, NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Onlarca ülkenin devlet ve hükümet başkanının Ankara'da bir araya gelmesi, savunma sanayimizin bu denle güçlü bir vitrine sunulması, çıkması, kurulan temaslar, varılan mutabakatlar, bunlar gerçekten hafife alınacak gelişmeler değil. Bu topraklarda dünyanın en kritik güvenlik konularının konuşulmuş, tartışılmış, karara bağlanmış olması önemlidir. Biz bunu ancak takdir ederiz. Bununla da gurur duyarız.

- Ancak zirve boyunca hepimizi düşündüren bir başka tabloyla da karşı karşıya kaldık. Ankara'da hayat adeta durdu. Yollar kapandı. Esnaf kepenk indirdi. Ticaret durdu. Dükkanlar, taksiciler, minibüsler iş yapamadı. Zararları telafi edecek herhangi bir adım da atılmadı iktidar tarafından. Kendi insanını bir güvenlik riski gibi gören bir anlayış güçlü devlet anlayışı değildir. Güzergahlara brandalar çekildi.

- Sanki branda çekince Türkiye'nin gerçeklerini saklamak mümkünmüş gibi. Brandalarla yoksulluğu kapatamazsınız. İşsizliği kapatamazsınız. Adaletsizliği, hukuksuzluğu kapatamazsınız. Neyse ki zirve tamamlandı. Konvoylar dağıldı. Uçan uçtu. Umarım artık ülkemizi yönetenler Türkiye'nin gerçek gündemine dönerler.

"NATO'NUN AYĞINA SIFIR ASFALTI SERENLERİN ŞİMDİ MİLLETİN YILLARDIR BEKLEDİĞİ YOLLARI DA TAMAMLAMALI"

- Artık zirve bittiğine göre şimdi sıra kendi vatandaşımıza hizmet zamanı. Şimdi sıra Ankaralının, Antalyalının, bu ülkenin dört bir yanındaki vatandaşımızın derdine eğilme zamanı. Buradan Sayın Erdoğan'a da iktidardaki herkese de çağrımdır. NATO'nun ayağına sıfır asfaltı serenlerin şimdi milletin yıllardır beklediği yolları da tamamlaması gerekiyor.

- Liderler gelecek diye günler içerisinde apar topar çevre düzenlemesi yapanların şimdi tüm Türkiye'de çocukların oynadığı parkları, vatandaşın kullandığı kaldırımları aynı özenle yenilemeleri gerekiyor. Çünkü öncelik millete hizmet. Şimdi aynı özeni kendi insanımıza gösterme zamanı. Bakalım göreceğiz bunlar olacak mı olmayacak mı?

- Şunun iyi bilmesi lazım. Sadece yabancı liderleri iyi ağırlamakla ülke güçlü olmaz. Güçlü devlet kendi vatandaşını ihmal etmeyen devlettir. Dünyaya güçlü olmanın yolu asfaltlardan değil önce kendi insanını güçlü kılmaktan, onurlu kılmaktan geçer. Biz biz istiyoruz ki Türkiye hem dünyada sözü dinlenen bir ülke olsun hem de vatandaşının 'devlet benim yanımda' dediği bir ülke olsun. Hedefimiz bu. Dışarıda saygın olacağız, içeride adil. Dışarıda güçlü olacağız, içeride şeffaf.

"TÜRKİYE'NİN ÇIKIŞI, ÇÖZÜM ANCAK VE ANCAK YENİ BİR ALTERNATİF İNŞASIYLA MÜMKÜN"

- 2017'de başkanlık sistemine geçilmesiyle beraber Türkiye'de siyaset iki kutuptan ibaret bir şekle getirilmeye çalışılıyor. Bu durum hem iktidarın işine geliyor hem de muhalefettekilerinin bazılarının işine geliyor bu iki kutuplu siyaset. Ancak 10 yıl oldu. Bu iki kutuplu siyaset vatandaşlarımız için bir fayda üretmedi, üretmiyor.

- Eskiden çok sayıda siyasi parti seçime girerdi ve seçim sonuçlarına göre, meclis aretine göre ya tek başına iktidar olurdu siyasi partiler ya koalisyonlar olurdu. Ama şimdi bu 50 artı 1 ister istemez insanların bilinçaltında bir iki kutup çağrışımı yapıyor. Bunu da şu andaki iktidar sonuna kadar kullanıyor. İki kutuplu siyaset işlerine geliyor. Bir iktidar tarafında tekel olsun, bir de muhalefette tekel olsun isteyenler de var muhalefet tarafında. Onun da farkındayız. Ancak arkadaşlar Türkiye'nin çıkışı, çözüm ancak ve ancak yeni bir alternatif inşasıyla mümkün.

- Güçlü, geniş bir tabana dayanan ve ülkenin sorunlarını çözecek kapasitede ve aynı zamanda güçte yeni bir alternatif. Biz bunun ilk adımını geçen sene ocak ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Yeni Yol grubunu kurarak attık. Üç parti bir araya geldik ve gerçekten Meclis'teki altı gruptan birisi olarak Yeni Yol grubumuz çok iyi iş çıkarıyor. Yani gerçekten muhalefet nasıl yapılır, milletin menfaati nasıl konulur? Yeni Yol grubu ortaya koymuş durumda.

- Daha sonra Saadet Partisi ile ortak programlar yapmaya başladık. Türkiye buluşmalarını gerçekleştirmeye başladık. İşte bugün sizlerle beraber bu ikincisini burada bu salonda gerçekleştiriyoruz. Ortak bir Türkiye hedefinde buluşacağımız başka siyasi partiler ve müstakil siyasetçilerle de bu yeni alternatif inşasını genişletmek arzusundayız.

- Türkiye'nin gerçekten yeni bir soluğa ihtiyacı var. Yatırımcının güvenle yatırım yaptığı, üretenin kazandığı, milletin emeğinin, karşılığının aldığı yeni bir düzene ihtiyaç var. İşte biz buna talibiz ve bunu hedefliyoruz. Biz sadece iktidar, iktidar diyenlerden değiliz. Biz Türkiye'nin sorunlarını çözmeye talibiz. Ülkemizi hak ettiği standartlara getirmeye talibiz. Çünkü görüyoruz mevcut anlayışla olmadı, olmuyor. Olmayacak. Deniyorlar, olmuyor. Israr ettiler, olmuyor. Daha kötüye, daha kötüye, daha kötüye gidiyoruz pek çok alanda.

- Ancak bizim milletimizden en büyük ricamız, sizlerden en büyük ricamız bu büyük ve güzel ülke asla ama asla umudu kesmeyin. Çünkü biliyoruz doğru kadrolarla, doğru politikalarla Türkiye çok kısa bir sürede yeniden ayağa kalkar. Koşmaya başlar. Bu millet yeniden üretir, yeniden başarır. Allah'ın izniyle biz bunu hep birlikte başaracağız."