Dolar milyarderi büyükelçiyi büyüleyen personel yemeği
“Duvarların Dili Olsa” televizyon ekranlarına, gazete haberlerine yansımayan detaylarla Türk demokrasisinin şah damarı TBMM’ye farklı bir pencere açmayı hedefliyor.
TARIK IŞIK / NEFES
“Milyarder” ile “diplomat” kelimeleri aynı cümlenin içinde geçiyorsa, işaret edilen kişi 2013’te Forbes dergisinin milyarderler listesine giren ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’tır.
Barrack, geçtiğimiz günlerde İzmir’in Selçuk ilçesindeki Bülbül Dağı’ndaki Hristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen Meryem Ana Evi’ni ziyaret etti. Barrack, ziyaretin ardından öğle yemeği için Gökçealan (Burgaz) Köyü yakınlarında Bilge ve eşi Gülgün Yamen tarafından kurulan “bağ içinde konaklama” konseptli 7 Bilgeler’de bulunan Mayadan Restoranı tercih etti.
Ancak ziyaret, önceden haber verilmeden ve servis başlamadan yapılmıştı. Bunun üzerine hızlıca çözüm arandı. Barrack ve beraberindekilere mercimek çorbası, biber dolması, salata ve yoğurttan oluşan personel yemeğinden ikram edildi. Bu sırada şef erken geldi, Barrack’a restoran menüsünden de incik ve yaprak antrikot sunuldu. Büyükelçi Barrack, personel menüsünden oldukça etkilenmiş olacak ki ayrılırken bir gün sonrasına rezervasyon yaptırdı.
Hobi bahçesine “köyiçi” vaadi
Hobi bahçeleri, özellikle 2020 yılında bütün dünyayı kasıp kavuran COVID-19 salgınından sonra hayatımızda yaygınlaştı. Konteyner evler veya kulübeler, 2020 öncesinde de vardı ancak pandemiyle birlikte tabiatta nefes almak isteyen vatandaşların nispeten az parayla tatil yapabileceği mekanlara dönüştü. Fakat iş çığırından çıktı; tarım arazilerinde milyonluk villalar boy göstermeye başladı. Konum iktidarın geçtiğimiz hafta hobi bahçeleri için attığı adımın doğru veya yanlış olması değil, AKP eski Şırnak Milletvekili Mehmet Emin Dindar’ın da yönetim kurulunda olduğu bir kooperatifin vaatleri. Ankara’nın Gölbaşı İlçesindeki Oyaca Akarsu Mahallesinde 400-500 metrekare arasında değişen 100’e yakın parsel “Yönetim Kurulu’nda AK Partili vekil de var” denilerek vatandaşlara satıldı. Ancak hobi bahçelerindeki evlerin yıkılacağına dair haberlerin çıkmasının ardından AKP’li milletvekilini de bir telaş sardı. Hobi bahçelerinden satın alan vatandaşlar eski milletvekilini “Bizim evler, arsalar ne olacak?” diyerek soru yağmuruna tuttu. Bunun üzerine kooperatif yönetimi üyelere süreci anlatan bir not paylaştı, mevcut mevzuata göre yapıların kaçak ancak bu durumun yeni olmadığı anlatıldı.
Gelelim vaat kısmına. Kooperatif yönetimi ilgili idarelerle temas halinde olduklarını belirterek “Bölgemizde yürütülen çalışmalara müdahil olmamız sonucunda Köy İçi/Yerleşim Yeri statüsüne geçme durumumuz olduğu değerlendirilmektedir.” dedi. Mehmet Emin Dindar’a iddiaları sordum. Söz konusu kooperatifin bulunduğu yerde toplulaştırma yapıldığını, bu nedenle “köy içi yerleşim yeri statüsünde” olduğunu söyledi. Dindar’a imar durumunu sorduğumda ise, “net bir şey söyleyemem” cevabını aldım. Dindar’ın hobi bahçeleri ile ilgili görüşleri ise tartışmaya açık:
“Bu fakirin bir villasıdır. Zengin kendine 10 milyona 20 milyona villa alır. Ama fakir 500 bin liraya arsa alıp, üzerine de bir şeyler ekler bunu yapar. Kendine ağaç diker, sebzesini eker. Memurun, işçinin, garibanın faydalandığı bir şeydir. Sanki bu insanlar tarlaları yok ediyorlar, keyif çatıyorlar. Böyle bir şey yok.”
MASAK ve savcıların bitmeyen tartışması
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), kara para aklama, yolsuzluk gibi soruşturmalarla gündelik hayatlarımızda daha sık konuşulmaya başlandı. MASAK raporları, özellikle Dilan-Engin Polat, futbolda yasa dışı bahis ve elbette İBB operasyonlarından beri Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Peki teknik bir raporun bu derece tartışma yaratmasının sebebi ne? Meclis muhabirimiz Nisanur Yıldırım, Türkiye’de Finansal Okuryazarlığın Yaygınlaştırılması ve Düzeyinin Artırılması Alt Komisyonu’nda MASAK raporlarıyla ilgili yaşanan bir diyaloğun bu tartışmalara dair ipucu verdiğini söyledi. Nisanur, şu anekdotu anlattı:
“DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, MASAK’ın hazırladığı raporları eleştirdi. Bozan, Akdeniz Belediyesi’nde yapılan operasyona değinerek belediye eşbaşkan yardımcılarından birinin avukat olduğunu ve MASAK raporunda müvekkilinin iş karşılığı gönderdiği paranın da yer aldığını anlattı. Bozan, ‘MASAK burada herhangi bir süzgeçten geçirmeden savcılığa gönderdiğinde savcılık, ‘MASAK’ın var bir bildiği’ diyerek bunu alıp iddianameye koyuyor. Mahkeme de ‘Savcılığın var bir bildiği’ diyerek iddianameyi kabul ediyor’ dedi. Bozan’ın eleştirisini yanıtlayan MASAK Yükümlülük Dairesi Başkanı Hasan Avcı ise topu savcılıklara attı. Avcı, ‘Raporlar aslında bu kadar subjektif kriterlerle yazılmıyor. Savcının yapmış olduğu işlemler hakkında yorum yapamayız’ demekle yetindi.”
Nisanur’un edindiği bilgilere göre, MASAK’taki uzmanlar da bu durumdan pek memnun değil. Bürokratlar sadece kendilerinden istenen banka hesap hareketleri dökümlerine ilişkin raporlar hazırladıklarını ve bunların son derece teknik ve objektif bilgiler içerdiğini belirtiyor. Ne zaman bu raporlarla ilgili bir tartışma kopsa MASAK topu savcılıklara, savcılıklar ise MASAK’a atmaya devam ediyor. Bürokrasinin ve yargının bu düellosunda, adaletin ve adil yargılanma hakkının ezilmemesini umuyoruz.
Meclis’te elektroşok cihazı
ASELSAN tarafından geliştirilen Heartline OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) cihazı, kalbin kan pompalama fonksiyonunu yerine getiremediği ani kalp durması vakalarında hastaya elektroşok vererek kalp atışını normale döndürmek amacıyla kullanılıyor. Türk mühendislerinin eseri, gerçek bir hayat kurtaran cihaz. Geçen yıl Ankara’da “Kalp durduğunda siz durmayın, OED kullanın” sloganıyla kamuya açık yerlere yerleştirilmeye başlandı. ASELSAN Heartline OED cihazlarından artık TBMM’de de var. TBMM Genel Kurulunda, 30 Ocak 2001’de DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu, 12 Aralık 2023’te de Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybetmişti. Umarım bu cihazları hiçbir zaman kullanmaya gerek duyulmaz. Ancak kritik dakikalarda yapılacak doğru bir müdahalenin bir hayatı kurtarabileceği gerçeği, bu tür cihazların sembolik değil hayati bir ihtiyaç olduğunu açık biçimde gösteriyor.