Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi Parkı eylemleri sırasında 3 Haziran 2013'te İstanbul'un Sancaktepe ilçesinde polisin attığı gaz fişeğiyle gözünü kaybeden Selçuk Yıldız'ın başvurusunda, eziyet yasağının hem maddi hem usul boyutunun ihlal edildiğine hükmetti.
OLAY SANCAKTEPE'DE YAŞANDI
Yıldız, çalıştığı lokantaya gitmek üzere Sancaktepe Belediyesi binası önünden geçerken, yaklaşık 5 metre uzaklıktan bir polis memurunun attığı gaz fişeğinin yüzüne isabet etmesiyle yaralandı. Olay, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen protestoların sürdüğü döneme denk geldi.
SOL GÖZDE GÖRME KAYBI TESPİT EDİLDİ
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki ilk müdahalede sol frontal bölgede yaralanma saptandı. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 28 Haziran 2013 tarihli raporunda ise sol gözde görme keskinliğinde azalma olduğu belirlendi.
ŞİKAYET SÜRECİ TIKANDI
Yıldız, 12 Temmuz 2013'te İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği dilekçede, polislerin kendisini kasıtlı olarak yakın mesafeden hedef aldığını öne sürerek şikâyetçi oldu. Başsavcılığın 16 Temmuz 2013'te talep ettiği kamera görüntülerine ilişkin İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, 31 Temmuz 2013'te kayıtların saklama süresinin aşıldığını bildirdi. İstanbul Valiliği 27 Aralık 2013'te şikâyetin işleme konulmamasına karar verdi; bu karara yapılan itiraz İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu tarafından reddedildi. Başsavcılık da 4 Haziran 2014'te kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti.
AYM İLK İHLAL KARARINI 2017'DE VERMİŞTİ
Yıldız, 20 Haziran 2014'te AYM'ye bireysel başvuruda bulundu. Yüksek Mahkeme'nin 15 Şubat 2017 tarihli kararıyla soruşturmanın etkili yürütülmediği tespit edilince Başsavcılık yeniden soruşturma başlattı; Yıldız'ın ifadesi 7 Kasım 2017'de tekrar alındı.
ADLİ TIP: ORGAN İŞLEVİ KAYBI NİTELİĞİNDE
Adli Tıp Kurumu'nun 14 Mayıs 2018 tarihli raporunda, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte olmadığı, kemik kırığının hayati fonksiyonları orta derecede etkilediği ve sol gözdeki görme kaybının bir organın işlevini yitirmesi niteliğinde olduğu belirlendi. Soruşturmada Sancaktepe Kaymakamlığı çevresindeki MOBESE kameralarının yalnızca 20-30 gün süreyle kayıt tuttuğu, 2013 yılına ait görüntülerin bulunmadığı ve bu nedenle şüpheli kimliğinin tespit edilemediği bildirildi.
YENİ DİJİTAL DELİLLER İKİNCİ BAŞVURUYU GETİRDİ
Başsavcılık 23 Ekim 2018'de faili meçhul polis memurları hakkında daimi arama kararı verdi. Yıldız'ın avukatı 2021'de soruşturmaya, Sancaktepe Kaymakamlığı önünde gaz fişeği atan polislerin de göründüğü haber görüntüleri, haber dökümleri ve TOMA'lara ilişkin görselleri sundu. Başsavcılık 27 Aralık 2021'de İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nden olay günü görevli polislerin, amirlerin, TOMA personelinin ve gaz fişeği kullanma yetkisi bulunan memurların kimliklerinin tespitini istedi; aynı tarihte bir haber ajansından ve bir gazeteden görüntü talep etti. Haber ajansı 10 Ocak 2022'de görüntülere ulaşılamadığını bildirirken, gazeteden üç kez istenmesine rağmen yanıt gelmedi. Soruşturmada ilerleme sağlanmadığını belirten Yıldız, AYM'ye ikinci kez bireysel başvuruda bulundu.
AYM İKİNCİ KEZ İHLAL KARARI VERDİ
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının hem maddi hem usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere kararın İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini ve başvurucuya net 540 bin lira manevi tazminat ödenmesini hükme bağladı.
GEREKÇEDE KOLLUĞUN SORUMLULUĞUNA DİKKAT ÇEKİLDİ
AYM'nin gerekçesinde, Yıldız'ın gaz kapsülü nedeniyle yaralandığının açık olduğu, eyleme katıldığına ya da güç kullanılmasını gerektiren bir davranışta bulunduğuna dair bulgu olmadığı vurgulandı:
"Bu durumda değerlendirilmesi gereken husus, toplumsal olaya müdahale sırasında biber gazının uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığıdır. Zira toplumsal olaylara kolluk görevlilerinin müdahalesi sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşada, bu olaylara katılan ancak müdahale edilmesi gerekmeyen veya katılmayıp olayın meydana geldiği yerin ya da müdahale alanının yakınında bulunan kişilerin de müdahaleden etkilenmesi olasıdır. Bu durumda kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alması beklenir."
"MUAMELE EZİYET OLARAK KABUL EDİLEBİLİR" TESPİTİ
Gerekçede, soruşturma dosyasının biber gazına başvurmanın gerekliliğini ve gazın kontrollü kullanıldığını ortaya koyacak bilgi içermediği belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:
"Bu sebeple soruşturma, toplumsal olaya müdahale sırasında biber gazına başvurulmasının gerekliliğini ve biber gazının kontrollü ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesini sağlayabilecek şekilde kullanıldığını ortaya koyamamıştır. Dolayısıyla meydana gelen yaralanmadan devlet sorumludur. Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre, başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele, sonuçlarıyla birlikte dikkate alındığında eziyet olarak kabul edilebilir."
USUL BOYUTUNDA DA İHLAL TESPİT EDİLDİ
AYM, 2013 yılı ve öncesinde gaz kapsülü ateşlemeye kimlerin yetkili olduğu konusunda yeterli araştırma yapılmadığını, bu yetkiye sahip görevlilerin kimliğinin tespit edilip ifadelerine başvurulmadığını kaydetti. Yeniden yapılan soruşturmada, olay tarihinde komiser yardımcısı olan ve bir dönem cezaevinde barındırıldığı anlaşılan A.Y'nin şüpheli olarak arandığı, üç amirin sürece dahil edildiği ancak Emniyet Amiri A.O ile Komiser Yardımcısı H.T'nin ifadelerine hiç başvurulmadığı aktarıldı. Mahkeme bu eksiklikler nedeniyle etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna vardı:
"Bu durumda eziyet yasağının usul boyutu da ihlal edilmiştir."